Kitap benim için bir hayal kırıklığı oldu. Bu yazarı F. Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway gibi sanatçılardan dolayı ismen tanıyordum sadece, bu kitabı görünce de hemen okuma isteğim oldu.
Bu kitaptan beklentilerim: güçlü kadın karakterler, sıradışı bir yazım tarzı, erkek hakimiyetini kırma eğilimli düşünceler...
Beklentilerim yerine aldıklarım: saçma sapan ırkçılık, (özellikle ikinci hikayede) gereksiz cümle kullanımı ve gereksiz cümle tekrarı, zayıf karakterler...
I. Hikaye: İyi Anna
Benim için en iyi eseri buydu, üçünden. Anna karakterini sevebilirdim eğer kafasının içine gerçekten girebilseydik. Neden bu kadar fakir fukaraya yardıma hevesli, kendini kötü duruma düşürecek ve zora sokacak kadar? Bu özelliği genel olarak varlığının sebebi gibiydi, zira bunun dışında belirtilen özellikleri kendini hasta edecek kadar çalışkan olması ve kadın patronlarıyla anlaşamaması. Hikayesi üzücüydü aslında, sonu içimde bir buruklukla okudum. Gelgelelim diğer 'hikayeler'...
II. Hikaye: Melanctha
Hikaye değildi bu artık, neredeyse 150 sayfa uzunluğunda bir roman. On sayfaya indirgenebilecek bir romandı. Bunu okurken bu kadınının bu kitabını yayınlamadan önce bir editörü olup olmadığını merak ettim. Sonra bu eserin gerçekten mantıksız bir şekilde oluşturulduğuna inandığım ve belki benim anlamadığım bir şeylerin olduğunu sanarak biraz araştırma yaptım. Bulduklarım:
Hikayedeki Melanctha, ana karakterimiz, yaşadığı dönemdeki kadınların aksine 'cinsel olarak özgür' olarak tanımlandığı için kitabın yayınlandığı dönemde büyük sesler getirmiş. Ancak ben okurken, böyle bir düşünceye kapılmadım. Cinsel olarak özgür teriminden anladıklarım, bu kadını sürekli erkeklerle yatıp kalkması gibi bir şey. Ben daha çok Melanctha'yı flörtöz buldum. Belki de İngilizce'deki bazı