Yazarı bu kadar okuyup da doktor olduğunu bilmeyen bir zahmet kendini çöpe atsın. Ailesi ve kedisiyle birlikte, okyanusa bakan, merdivenleri her adımda inleyen, çığlık atılsa bile kimsenin duyamayacağı, ıssız, üç katlı, asırlık bir evde yaşıyor. Ayrıca yazarımız karanlığı seviyor, yüksek sesle konuşulmasından da hiç hoşlanmıyormuş. Gerilimi de bu kadar hayatına entegre etmezsin be tatlı kız. Ama güzel sevdim bunu.
Tıp öğrencisi Amy, kilitli psikiyatri ünitesi D Koğuşu’nda gece nöbeti tutmak zorundadır. Fakat bu izole koğuşta geçireceği gecenin, hayatını kâbusa çevireceğinden habersizdir. Henüz bilmese de unutmak için çok mücadele ettiği geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalır.
Gece başlar. Geri sayım da öyle. Saatler ilerledikçe Amy, bu sıkı güvenlikli kapılarla korunan koğuşta korkunç şeyler olduğunu fark eder. Hastalar ve personel geride hiç iz bırakmadan sırra kadem basmaya başlar. Tehlike ciddidir. Başından beri geceyi D Koğuşu’nda geçirmek istemeyen Amy, artık oradan sağ çıkamayacağını düşünür.
Öncelikle yazarı tanıyıp sevdiğimizden kitapta kusur değil huzur aradım. Yoksa bin tane kusur sıralarım. Ama hiç gerek yok. Basit anlatımlı, yalın, temiz bir kurgu. Kafa açmıyor, zihin bulandırmıyor, günümüz bölümleri yalnızca bir geceyi kapsadığından tik tak tik tak saat gibi işleyen dinamik bir olay örgüsüne sahip. Yazar okurlarına stressiz, sürükleyici, tatlı bir kedi fare oyunu sunuyor. Çocuğa anlatır gibi anlatmış daha ne yapsın. İnsan gerilim kitabında sakinleşir mi, vallahi dinginleştim. Pamuk oldum pamuk. Yapın kahvenizi, alın kitabı elinize, bakın keyfinize. Nasıl bittiğini anlamayacaksınız bile.