halkın ne derecede cahil olduğunu, ağaların halkın üstündeki baskısını ve zulmünü ; köye yeni gelen ve yabancı olan bir aydın tarafından görülüp elinden geldiğince bu baskının ve zulmün etkisini azalttırmaya çalıştığını, zaman zaman da olsa işin romantik kısmına geçildiğini ancak umulan sonucun bulunmamasıyla birlikte tekrar aydının kendi kabuğuna dönmesiyle devam eden, cahil olan Anadolu halkının, sömürülen Anadolu halkının köye gelen yabancı aydın tarafından zamanla aydının çabalarıyla bir şekilde bilinçlendirilmesiyle konusuna güç katan, çok çarpıcı betimlemelerin yapılmasıyla birlikte okuduğunuz durumun gözünün bir an bile önünden gitmeyeceği bir sahne yaratmasıyla kendi sahnesinde devleşen, en sonunda ise beklenilen o düşman saldırılarının köydeki tüm tabuları yıkmakla birlikte, baş kahramanımız olan Ahmet Celal´in gönlünü kaptırdığı Emine´yle köyden uzaklaşmasıyla biter :)
KISMEN SPOILER İÇERİR
Ön sözden,
<<
Yaban, objektif bir roman değildir. Bu, ne bütün manasıyla bir roman ne bütün manasıyla bir sanat ve edebiyat işidir. Yaban, çölde bir feryattır.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
>>
Ortaokulda Türkçe derslerinde yaygın olarak kullanılan oku-özet yaz-anlat üçlemesi çerçevesinde aşina olduğum eser. Tabi o zamanlar zorunluluktan dolayı okurduk. Ne zamandır aklımda olan bu kitabı nihayet bitirebildim. Bitirebildim ama hakkında bir şeyler yazmaya o kadar üşendim ki anlatamam. Artık nadiren kitaplar hakkında yorumlama yazıyorum, içimden gelmiyor açıkçası. Ama bu kitaba yazmazsam ayıp olur gibi geldi bana.
Hikayemiz savaşta bir kolunu kaybeden subay Ahmet Celal’in İstanbul’dan çıkıp bir Anadolu köyüne yerleşmesi ile başlıyor. Bu köy Porsuk Nehri yakınlarında. Köyde kendisine “yaban” diye hitap ediliyor. Çünkü yaşayışı ve alışkanlıkları o köydeki kimseye tanıdık değil.
<<
-Beyim, her gün traş olmayıver.
-Beyim, bu dağın başında sabah akşam dişlerini fırçalamak neyine gerek…
-Beyim, bizde saçlarını yalnız kadınlar tarar.
-Beyim, geceleri, sabahlara dek mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? Seni büyü yapar sanırlar…
>>
Diyor arkadaşı Mehmet Ali. Bu davranışları köylülerce garip karşılanıyor, kendisine yaban denmesinin de sebebi bunlar aslında.
<< Bu "yaban" sıfatı beni önce çok kızdırdı. Fakat sonra anladım ki, Anadolulular, Anadolu köylüleri, tıpkı kadim Yunanlıların kendilerinden başkasına "barbar" lakabını vermesi gibi, her yabancıya "yaban" diyorlar. >>
Özet kısımları anlatmak istemiyorum. O yüzden atlıyorum.
Köylüler düşmandan haberdar ama onları kurtarıcı olarak görüyor. Uçaklarla atılan kağıtlarda, işgalin halifeyi kurtarmak için yapıldığı yazıyor. Mustafa Kemal ve direniş güçlerini ise birer düşman gibi bellemişler. Kimse düşmandan
Yaban romanı Aydın bir subayın bir köyde geçirdiği hayatı anlatan bir eserdir. Köydeki yaşayan insanın Milli Mücadeleye karşı nasıl duyarsız olduğunu ve bundan kendisi gibi aydınların suçunun bulunduğunu anlatmaktadır. Okunması gereken eserler arasında bulunmalıdır.
Yaban gibi Kurtuluş Savaşı'nı konu alan kitaplar -bilhassa yazarı o dönemi yaşamışsa- benim için çok özeldir. Unutulan geçmişi yaşatır..
Baş karakterimiz bir paşanın oğlu olan Ahmet Celal.. Birinci Dünya Harbi'nde gazi olmuş bir subaydır. İstanbul'daki hayatından sıkıldığı için arkadaşı ile Anadolu'da bir köye gider. Memleketi için kolunu feda ettiğinden köy halkından yoğun ilgi bekler, oysa bilmiyordur ki halkın zaten kaybedecek bir şeyi kalmamıştır.. Düşünmekten kaçmak ve rahatlamak amacıyla gelse de günler boyu düşünür durur, günlük yazar ve sürekli kitap okur. Köylü davranışlarını garipser tabii. Yabandır neticede..
Eşzamanda Yunan birliği köyü işgal edecektir ve bilinçsiz halk düşmana güvenmektedir. Ahmet Celal uyarmaya çalışsa da nafile, Yunan askeri çeşitli vaatlerle halkı kandırır ve artık köyün içindedir.. Ahmet Celal'in bir de sevdiği kız vardır. Emine.. Kitabın sonunda Celal'in yazdığı günlüğü elinizde tuttuğunuzu anlayınca, daha da etkileniyorsunuz..
●Romanın dili de konusu kadar akıcı ve güzeldi, benim elimdeki 1960 basımı olmasına rağmen okurken hiç zorluk çekmedim, yani eski olduğu için gözünüzü korkutmasın, şiddetle tavsiye edilir.
Konusu her ne kadar guzel olsada bir süre sonra (yaklasik 30 sayfadan sonra ) sıkıyor. Devamini merak etmiyorsunuz sadece okumus oluyorsunuz. Hevesle okunmuyor.