YARIM KALAN
SONGÜL KARAKOÇ BÜYÜKTAŞ
Çiçek gencecik bedeninde taşıdığı ruhunun neden bu kadar yaşlandığını düşünürdü hep, yaşamın içine bir türlü giremediğini, hep puslu bir camın arkasında kaldığını düşünüyordu. Düşündükçe de "Biz her şeyi kıyısında yaşadık. Yaşamın kıyısında geçiyor ömrümüz, ne denizlere açıldık, ne de limanlara demir alabildik, hep tutarsızlık, hep acı gözyaşı."...
Ne kadar büyüdük zannetsek de içimizdeki çocuk hep ayni yaşta, derinlerde gibi ama... hep hissettiren travmalarıyla o çocuk hiç büyümüyor, susmayı, susması gerektiğini en başta kendine bir zulüm olduğunu bilerek susmak.
Kendisini bakkal dükkanındaki borç defteri gibi hissederdi. Asla ödenmeyen ve kabaran borçların bulunduğu borç defteri. Mutsuzluk, yalnızlik hissi...Hayattan her zaman alacaklı! Hayata bakışı aynen buydu Çiçek' in. İçinde mi dışında mı bu hayatın, bazen kendisi de çözemiyordu.
Çocukken gelin oluvermiş annesi sevgisiz bir baba, ardarda çocuklar, etnik kimlikleriyle de dışlanmış bir aile, yakın tarihimizden 12 eylül dönemi, Abdi İpekçi suikasti, Madımak Oteli yanginı, Maraş Olayları, Gezi, Ankara Gar Katliamı gibi olayları okuyoruz...Köyden, kasabaya, oradan büyükşehire savrulan bir aile ve "Yarım Kalan" hayatlar, ailenin en küçüğü Çiçek...Zorluklarla okudu "Çiçek Öğretmen" oldu, yılmadı, haksızlıklara savaş açtı canı pahasına...