Seray Şahiner den okuduğum Bu ikinci kitap. Yazarın dili çok akıcı ve sade. Yer yer de komik. Fazlaca da zekilik var konuları anlatışında. Bazılarına göre konular çok klişe gelse de bizim toplum olarak kanayan yarasına değinmiş, kimse kusura bakmasın klişe diyemiyorum. çünkü gerçek çünkü hastalıklı bireyleri doğuran şiddet unsuru, bitirilemezse hala erkek egemen toplumumuz da sadece biz kadınlar için değil, çocuklarımızın da ileriki hayatları mahvolacaktır. Bu sebeple Ülker karakteri ile alkolik bir eşin sapıtıp dayak kötek bıçak kemiğe dayandığı yersiz kıskançlıklar, boşanıp sığınılacak ailenin olmayışı. ailede ki taciz olayları, babasının abilerin şiddetleri, kocanın şiddetiyle uğraşan yalnız bir kadının konu edildiği bir kitap. Kendine çareler ararken sığınma yerleri düğün salonları, bir hastane koridoru, bazen bir hastanın yatağı oluyor. Kadın oğlunun askere gitmesiyle kendince kocasından saklanıyor bulunmak istemiyor yer yer komik ve argo ağzıyla anlatmış hikayeyi. Bu kısacık hikayedeki temalar o kadar derin ki. kadın ve çocuk. erkek çocuk ve baba ilişkisi. kadının çocuğu için korkması, kendi canını onun için ötelemesi. önceliklerinin çocuğu için değişmesi. Bir de hayatın normal akışında fark etmediğimiz yeme içme bir kahve bile başka zaman evin dışında nasıl arandığı, hatta halıya basmayı bile insanın özleyeceğini aklımıza düşürüyor. Evlerimizin hep daha güzel konforlu nasıl oluruna bakarız, hep şikayet ederiz. zeytinin tuzu fazlaymış. kalorifer ısıtmıyor. duş yeterince tazyikli değilmiş gibi gibi. Fakat aslında evin içinden ziyade yaşayanların içinin kaliteli olması sakin dingin akılcı olması bireyleri asıl konfora ulaştırır. Evler fakir de olsa zengin de olsa şiddetin her türlüsü varsa, o ev ev olmaktan çıkar bir hapishaneye dönüşür. Hayatları eziyete