Uğultulu Tepeler sıradan bir âşk romanı değil. Tek bir kategoriye sıkıştırılarak klişeleştirilmiş âşk kavramının gerçekleriyle yüzleşmemizi sağlayan "gerçek" bir kitap.
Âşk; mutluluktur, huzurdur, sevgi ve saygıdır belki evet.. Fakat âşk aynı zamanda kırgınlıktır, kızgınlıktır, kıskançlık ve paylaşamamadır.
Her şey kendi içinde az da olsa tezattır, iyiyi de kötüyü de barındırır, hangisine ne kadar yakınlaşılacağı ise çok ince çizgilerle belirlenir. Kitap boyunca da karakterlerin git-gellerini, duygu ve düşüncelerindeki anlık değişimleri okuyoruz. Saf ve yoğun bir sevgi çok ufacık bir anda, belki görece önemsiz sayılabilecek tesadüfi bir olayla yerini nefrete bırakabileceği gibi daha önce tanımadığımız herhangi biri, ansızın hayatımızda büyük bir yer kaplayabiliyor. Günlük yaşantıdaki bu ince çizgiler, kitaba çok güzel yedirilmiş. Bu da benim gözümde kitabın anlatığı olay ve duyguları daha gerçekçi yapıyor.
Kitabın ana karakteri Heathcliff'te birçok farklı duyguyu görebiliriz. Duyguların, düşüncelerin arasındaki o belli belirsiz, incecik çizgiyi en çok onda hissediyoruz. Geçmişi olmayan adam... Adı, soyadı yok; anne ve babası bilinmediği gibi yaşı da meçhul. Tezat bu ya; sevgi nedir bilmeyen, küçük yaşta büyümeye zorlanan bir adamda âşkın en saf hâlini görüyoruz. Âşkı için kendini feda etme imkânı olsa asla çekinmeyecek, yürekli, cesur biri Heathcliff. Sevdiği, değer verdiği her şeyi tek kalemde silebilecek kadar da gururlu, kindar aynı zamanda. Tezatlıklar işte...
Catherine'e duyduğu bu ölümsüz âşk; içini doldurup taşıran nefretinin, didinmelerinin, gururunun, mutluluğunun... aslında yaşadığı-yaşattığı her şeyin esas sebebi. Saf ve temiz bir çocukluk âşkının, böylesine tutku ve sancı dolu bir nefret yumağına dönmesi ve yalnızca ikisini değil; çevrelerindeki her