“Coğrafya kaderdir” derken, sadece toprak parçasından değil, o toprağın insanın ruhuna işlediği acıdan, sevinçten, yasaktan ve umuttan söz ediyoruz. Bizim kaderimiz, sınır çizgileriyle bölünmüş bir coğrafyanın ortasında doğmak değil; bu coğrafyada dimdik durabilmek, kimliğini inkâr ettirmeden yaşamak, dilini yasaklara rağmen konuşabilmektir.
Bu topraklarda doğan her çocuk, daha ilk nefesinde tarihin yükünü taşır. Bir tarafı dağ, bir tarafı yas, bir tarafı umut olur. Ama bilinsin ki, kader denen şey teslimiyet değildir; direnmenin, var olmanın başka bir adıdır. Bizim kaderimiz, zincirleri kırmak, suskunluğa başkaldırmaktır.
Ben bu coğrafyada doğdum, bu halkın türküsünü dinledim, acısını yüreğimde taşıdım. Bu yüzden kaderim sandıkları şey, aslında seçtiğim yoldur: Adaletin, eşitliğin, kardeşliğin yolu. Çünkü biz, kaderimize boyun eğenlerden değiliz; kaderi yeniden yazanlardanız.
Bir gün gelecek, bu coğrafya sadece acının değil, umudun da kaderi olacak. Ve o gün, çocuklar “coğrafya kaderdir” denildiğinde başlarını eğmeyecek; gururla, onurla diyecekler ki:
“Evet, coğrafya kaderdir. Ama biz kaderimizi özgürlükle yeniden yazdık.” ✊