Fernanda Trías, 1976’da Montevideo, Uruguay’da doğmuş. Roman yazarı, çevirmen ve çeşitli yayınevlerinde editör/okur olarak görev yapmaktadır. 2004 yılında UNESCO'nun yazarlar için verdiği Aschberg bursunu kazanarak beş yılını Fransa'da geçirmiş. 2006'da BankBoston Vakfı Kültür Ödülü'nü, 2012'de ise New York Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık bursunu kazanmış ve o tarihten bu yana pek çok ödüle layık görülmüş. 2023 yılında, ekolojik temalı bir distopya/bilimkurgu olan "Pembe Çamur (2021)" adlı eserini yayımlamış. Yazarın dilimize yakın zamanda çevrilen bir diğer eseri ise "Çatı Katı (2021)"dır. Onu da mutlaka okumayı düşünüyorum.
"Pembe Çamur" tuhaf bir felaketin vurduğu ve sakinlerinin karantinaya mahkûm edildiği bir liman kentinde; aşırı tüketimin yol açtığı atıklar ve kirlilikle kuşatılmış bir dünyanın çözülüşünü anlatan; kıyamet sonrası, tekinsiz ve şiirsel bir metin. Gıdaya ulaşmanın günlük bir mücadeleye dönüştüğü bu dünyada, hayatta kalmak için, hayvan atıklarından üretilen o pembe macunu (etibol), "pembe çamuru", mekanik ve iğrenç gıdayı tüketmek zorunludur.
İlginç bir şekilde metin, intihara meyilli yaşam tarzımız üzerine bir tefekkür sunarken, felaketlerin tuhaf estetiğine karşı duyulan marazi bir büyülenmeyi de içinde barındırıyor. Öte yandan, Pembe Çamur'un karakterleri dış dünyadaki felaketten ziyade kendi içsel yıkımlarıyla, geçmişleriyle ve birbirleriyle olan kopuk bağlarıyla şekillenen bir yapıya sahip.
"Anlatıcı" yani isimsiz bir kahraman
romanın merkezinde yer alıyor, ismini asla öğrenemediğimiz genç bir kadın. Arafta kalmışlıkla mücadele ediyor. Şehri terk etme imkânı olmasına rağmen, geçmişine olan bağlılığı ve içsel ataleti nedeniyle ayrılamıyor. Aynı zamanda bakıcı sorumluluğu taşıyor. Mauro’ya para karşılığı bakıyor, hastanede karantinada kalan eski
Marie France Hirigoyen , 1978 yılından beri tıp doktorluğu yapan, 1949 doğumlu bir Fransız psikiyatrist ve aile psikoterapistidir. ABD’de viktimoloji (mağdurbilim) eğitimi alan Hirigoyen, Fransa’da "manevi taciz" (harcèlement moral) kavramının gelişmesini sağlayan bir kişidir. Özellikle "psikolojik taciz (mobbing)" ve "narsisistik sapkınlık" konularındaki çalışmalarıyla tanınmaktadır.
"Manevi Taciz: Gündelik Hayatta Sapkın Şiddet (1998)" adlı incelemesi çok satanlar listesine giren ve 24'ten fazla dile çevrilen en temel eseridir. Bu eserinde psikolojik tacizin yıkıcı etkileri ve acı çekme, depresyon, travma konularını ele alınmaktadır. Bu kitabının hem Fransa'da hem de dünya genelinde büyük ses getirdiği bilinmektedir. Yazar, iş yerinde ve özel ilişkilerde uygulanan sinsi psikolojik şiddeti tanımlamış ve bu durumun hukuksal bir suç olarak tanınmasına öncülük etmiş. Genel anlamda mobbingin kurumsal boyutlarını incelemektedir. Çalışmaları Fransa'da iş yerinde psikolojik tacizi cezalandıran yasaların çıkarılmasında hukuki açıdan da etkili bir rol oynamış.
"Malaise Dans Le Travail (2001)" (İş Yerinde Sıkıntı), "Femmes Sous Emprise (2005)" (Baskı Altındaki Kadınlar) ve "Abus de Faiblesse et Outres Manipulations (2012)" (Zayıflığın Kötüye Kullanılması ve Diğer Manipülasyonlar) gibi diğer önemli eserlerinin henüz bir Türkçe çevirisi bulunmuyor fakat akademik çalışmalarda sıkça referans gösterilmektedir.
Yazarın narsisistik kişilik bozukluğu olan bireylerin, kurbanlarını nasıl manipüle ettiğini ve duygusal olarak nasıl tükettiğini detaylandıran çalışmaları da bulunmaktadır.
"Narsisistler İktidarda (2019)" ise dilimize kazandırılan ikinci eseridir. Hirigoyen'in eserlerinin akademik derinliğe sahip olmasının yanı sıra halk tarafından da kolayca anlaşılabilecek bir dille yazıldığını belirtmekte fayda
İvan Bunin (1870–1953), klasik Rus edebiyatının gümüş çağını kapatmasıyla birlikte modern sürgün edebiyatını başlatmış bir Rus yazardır. 1870 yılında Voronej'de, köklü ama yoksullaşmış bir soylu ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Bunin’in çocukluğu "Suhodol Köyü" eserine ilham veren Rus bozkırlarında, eski evlerin atmosferinde geçmektedir. Yazar 1917 Bolşevik Devrimi’ne şiddetle karşı çıkmış, 1920 yılında Rusya’yı terk ederek Fransa’ya yerleşmiş. Hayatının geri kalanını vatansız bir sürgün olarak Grasse ve Paris’te geçirmiş. Sovyetler Birliği’nde uzun süre yasaklı kalmış olsa da, Rus dilini saf ve bozulmamış haliyle gurbette yaşatan en güçlü seslerden biridir. 1953 yılında Paris’te, yatağının ucunda Tolstoy’un bir kitabı dururken hayata gözlerini yummuş.
"Suhodol Köyü (1911)" öyküsü dışında dilimize çevrilen diğer öyküleri "Köy (1910)", "San Francisco’lu Beyefendi (1915)", "Mitya’nın Aşkı (1924)", "Güneş Çarpması (1925)" ve "Karanlık Yollar (1937)"dır. Romanı ise "Arsenyev’in Yaşamı (1927)"dır.
Doğa tasvirlerindeki keskinliği olsun, dilindeki duruluk ve insan ruhunun karanlık dehlizlerine sızan gözlem yeteneği olsun dönemini oldukça iyi ifade ediyor. Genellikle eserlerinde çökmekte olan aristokrasiyi, kaybolan köy hayatını ve imkansız aşkları bir ağıtmış gibi işlediğini söyleyebiliriz. Bunin, adeta geçmişin bir bekçisidir ve sadece bir hikaye anlatıcısı değil, yok olup giden bir dünyanın yani eski Rusya'nın hafızasını tutmaktadır. Onunla ilgili en önemli nokta, 1933 yılında, Rus klasik geleneğini sürdüren edebi ustalığıyla Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk Rus yazar olmasıdır. Tolstoy ve Çehov’un varisi olarak kabul ediliyor.
Suhodol Köyü, sadece eski bir evin öyküsü değil; 1861 Reformu sonrası ayrıcalıklarını yitiren Rus soyluluğunun toplu bir intihar senfonisi
Brigitte Giraud, 1960 yılında Cezayir’in Sidi-Bel-Abbès şehrinde doğmuş bir Fransız yazar. Çocukluğu Fransa’nın Rillieux-la-Pape’de geçmiş sonra Lyon şehrine taşınmış. Almanca, İngilizce ve Arapça eğitimi aldıktan sonra kitapçılık, gazetecilik ve edebiyat eleştirmenliği yapmış. Lyon bölgesinin önemli edebiyat etkinliklerinden biri olan Fête du Livre de Bron’da program sorumlusu olarak çalışmış ve günümüzde hâlâ edebiyat danışmanı olarak görev yaptığı biliniyor. Toplamda on üç romanı ve öykü kitapları da bulunuyor.
1997 yılında ilk romanı "La Chambre Des Parents"ı yayımlayan Giraud, bunu izleyen yıllarda roman, öykü ve anlatı türlerinde eserler vermiş. 2007’de "L’Amour est Très Surestimé" adlı öykü kitabıyla Goncourt Öykü Ödülü’nü kazanmış, 2009’da "Une Année Étrangère" ile Jean Giono Jüri Ödülü’nü almış ve "À Présent (2001)" adlı eseriyle de Wepler Ödülü özel mansiyonuna layık görülmüş. 2022’de ise, eşinin motosiklet kazasında kaybını anlattığı dilimize çevrilmiş tek eseri olan "Hızlı Yaşamak (Vivre Vite)" adlı kitabıyla Goncourt ödülünü kazanmış. Aslında "À Présent" adlı eserinde yas sürecini daha önce anlatmış: kaybın hemen ardından üzerine çöken acil ve sarsıcı duyguları aktaran, kısa ama etkileyici bir metin olduğu biliniyor, "Hızlı Yaşamak" ise hem biçim hem içerik açısından ondan çok farklıdır.
Ayrıca, 2011’de yayımlanan "Pas D’Inquiétude" romanı France 2 tarafından televizyon filmine uyarlanmış, 2015’teki "Nous Serons Des Héros" ise sahne okumalarına konu olmuş. 2017’de de "Un Loup Pour L’homme" ile müzikli bir okuma etkinliği gerçekleştirmiştir.
«Satış sözleşmesinin imzası. Kaza. Taşınma. Cenaze töreni.» (S. 11). İşte Brigitte Giraud, 1999’da partneri Claude’un motosiklet kazasında hayatını kaybetmesiyle hayatının nasıl paramparça olduğunu bu şekilde özetliyor. Çift,
Yeşim Türköz, psikoloji alanında hem akademik birikimi hem de bu birikimi edebiyatla harmanlayan "Büyü Dükkanı" serisiyle tanınan bir klinik psikolog, psikodrama terapisti ve eğitmen bir yazardır.
1985 yılında ODTÜ Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimi aldıktan sonra aynı bölümde 1988 yılında Klinik Uygulamalı Psikoloji alanında yüksek lisans derecesi almıştır. 2007 yılında ise doktorasını Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümü Klinik Psikoloji ABD’de tamamlamıştır.
Bir dönem Ankara Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak dersler vermiştir. Bireysel terapiler ve grup terapileri üzerine profesyonel çalışmalarına devam ettiği biliniyor.
Türköz, sadece teorik çalışmalarla sınırlı kalmamış, uygulama alanında da derinleşmiştir. Türkiye Grup Psikoterapileri Derneği bünyesinde uzun yıllar çalıştığı ve "Psikodrama Grup Psikoterapisti" unvanını aldığı bilinmektedir. Psikodrama yöntemiyle rol-playing ve sahneleme üzerine terapi, onun yazın dünyasını ve "Büyü Dükkanı"ndaki kurguları besleyen ana etkendir.
Türköz’ün "Büyü Dükkanı (1998)" dışında psikoloji ve psikodrama alanı bağlamında yazdığı diğer kitapları ise "İç Dünya Oyunları (2005)", "Büyü Dükkânı’nda İki Çınar (2011)", "İçeride Oyun Var (2016)" ve "Büyük Dükkanı Üçüncü Bahar (2021)"dır.
İlk ve en popüler kitabı "Büyü Dükkanı" aslında psikodramadaki "Büyü Dükkanı" tekniğinin edebi bir dille halka aktarılmasıdır.
Genel olarak eserleri ve profesyonel duruşu, bedel ödemeden kazanım elde edilemeyeceği gerçeği üzerine kuruludur. İnsan ruhunun derinliklerindeki çatışmaları, masalsı, akıcı ve herkesin anlayabileceği bir dille aktarması, onu Türkiye'de psikolojik edebiyatın öncülerinden biri yapmıştır.
"Hayatta her seçiş, bir vazgeçiştir" felsefesiyle okurlarına en naif şekilde hissettiren bu eseri bizlere sunmuş.
Türköz’ün bu kitabı, "Büyü