Kendi kendine yalan söyleyip yalanını ciddiye alan insan sonunda ne kendinde, ne de çevresinde gerçeği seçemez olur, böylece hem kendisine, hem de başkalarına saygısızlık eder. Saygının olmadığı yerde sevgi de kaybolmaya başlar. Bunun boşluğunu doldurmak, gönül eğlendirmek için kendini çeşitli tutkulara, kaba zevklere bırakır, ahlâksızlığını hayvanlığa vardırır; bütün bunlar durup dinlenmeden kendisine ve çevresine yalan söylemesinden doğmaktadır. Kendi kendine yalan söyleyen herkesten önce alınır. Bazen alınmak pek tatlı gelir, değil mi? İnsan, kimseden kötülük görmediğini; kırgınlığı kafasından uydurup laf olsun diye, sırf sahne yaratmak için yalana sarılarak pireyi deve yaptığını bildiği halde surat asar, büyük bir zevkle gücenir ve bunu gerçek nefrete kadar da götürür... Rica ederim, kalkın da yerinize geçin; çok rica ederim. Bunların hepsi yapmacık hareketler.
Evet, Samim'in vereceği ayrılma kararında, terkedilen tarafta eski itiyatların hasretini uyandıran büyük acılara düşmek tehlikesi yoktu. Daha doğrusu bu zevklerin yerini alan taze kıyametler vardı. Her şeyden evvel, Meral'in Samim'e haksız yere verdiği ıstırapları ona fazlasıyla iade ederek adalete çok benzeyen bir mukabelenin cesaretini taşımak, sonra bu ıstırapların yenilerinden, hattâ daha büyüklerinden ve nihayet, liyakatsiz bir sevgilinin manyetik çemberinden kurtulmak arzuları, yarım ve Karşılıksız bir aşkın bütün arzularını silip süpürebilirdi. Fakat ayrıldıktan sonra bu mücadelenin ne kadar süreceğini şimdiden kestirmek mümkün değildi. İşte burada Proust' un meçhul unsurlara verdiği ehemmiyetin mânâsı vardı. Şüphe verici ve usandırıcı bir bollukla herkesin kullandığı "gayrişuur" veya "şuuraltı"nın karanlık şebekesinden ge- lebilecek bir yığın nâhoş¹ sürprizler neticeyi değiştirmese bile geciktirebilirdi. Buna katlanmak lâzımdı. Mücadelesiz ve eziyetsiz bir zaferin değeri yoktu.
Uzun bekleyişlerin kalbe yansıyan ihtilalleri olur Molla Kasım, geceler boyu yalnız ve sessiz beklerken pek çok şeyi yeniden düşünür insan. Hani, yabancı bir sesi duymak isteyen nöbetçi kulaklar, kendi iç sesini dinleye dinleye sabah eder ya! Neler neler söylemedi içim o uzun bekleyiş gecelerinde, neler neler kurdum içimden, bilsen...