Mirzabeyoğlu, "Türkiye'deki İslâmî mücadeleye en büyük katkıyı Marksistler yapmışlardır. Değerlendirmesini bilen bir göz önünde kobay rolü oynamışlardır. Külliyatımızı oluşturmada bunu bu şekilde seyretmenin büyük rolü vardır" diyor. Solun Türkiye'deki serüveninden kendileri açısından dersler çıkardığını söylerken, eleştirmekten de geri kalmıyor: "Solun en büyük zaaflarından biri, yazan-çizen adamları ile, savaşan adamları ayrıdır. Mahir Çayan'ın çok güzel bir sözü var: "Siz" diyor, Marksolog olabilirsiniz ama, Marksist olamazsınız"...
Sayfa 541 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Mücerret Fikir
Batı'da yeni mezun olmuş bir hekim ilk olarak kendi dinine mensup birini ameliyat edemez, ona dokunamazdı. Neden biliyor musunuz? Acemiliğini bir Müslümanın üzerinde atmalıydı, en az üç Müslümanı ameliyat etmeli, eğer başarılı olursa kendi dindaşını ancak ameliyat edebilirdi! Müslüman'ı kobay olarak kullanmakta hiç bir sakın­ ca görmeyen bir zihniyetten bahsediyoruz. Karakterleri o günden bu güne hiç değişmemiştir. Bu nedenle atmış ol­ dukları sahte hümanizm naraları bu fısklarını bastırmak içindir sadece.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
İkisi de ait olmadıkları yerlerde, sahip olmadıkları imkânları zorlayarak bir yerlere gelmeye çalışıyorlardı. İkisi de benzer labirentlerin içerisine hapsedilmiş kobay fareleri gibiydiler.
Biz haber metninde yalnızca insan haklarından, kobay olarak kullanılan Suriyelilerden, kayıp çocuklardan, cesedi sahile vuran bebeklerden, sebebi açıklanamayan ölümlerden ve toplu mezar çukurlarından bahsediyoruz. Haber metninde asla silah ticareti, ABD veya Almanya'nın Ortadoğu'daki çıkarları, İsrail siyonizmi veya Evangelist hayallerden hiç söz etmiyoruz. İşimiz tamamen habercilik!
Alıntı
Yoksulları kobay olarak kullanıp, yöntem başarılı olursa zenginlere uyguluyorlardı. Yöntem başarılı olmamışsa başka yöntemlerin denenebileceği başka yoksullar vardı.
Yaratıcıymış gibi davranıp hududları aşmak; insanı, hayvanı, doğayı umarsızca kobay haline getirmek ifsadın ta kendisi değil midir? Akl-ı selim bir şekilde düşünelim... Bir bebeğin göz rengini, boyunu, zeka seviyesini ya da hastalık riskini anne karnındayken "kurgulamak" bilim olabilir mi? Bu asla bir "tıp mucizesi" olamaz. Olsa olsa yarını meçhul bir insan fabrikasyon merkezi olur.