Puan vermedi
*Metin spoiler içerir. Metin hakkında ne diyebilirim? Bir eleştiri metni olduğunu söylemek mümkün. Neyi eleştiriyor peki? Toplumu eleştiriyor. Bunu muazzam bir şekilde yapıyor. Bazı kurgularda mesajı alırsınız ama eleştiri çok saydamdır, belli olmaz. Bir bardak süt gibi. Süt oldukça barizdir, onu görürsünüz; içini doldurduğu bardaksa daha müphemdir, sınırlarını fark eder, onun şeklini kaba taslak algılarsınız ama içinde taşıdığı süt ya da üstünde durduğu masa gibi değildir. İşte metin tam da bu bardağın saydamlığına benzer bir eleştiri yapıyor, metnin sonlarında bu oldukça açık hâle geliyor, hatta eleştiri sanki sadece o son kısımlarda gerçekleşiyor gibi geliyor başta. Fakat düşününce, dikkat edince bütün metnin aynı şeye parmak bastığını fark ediyorsunuz. Metin ''dönüşüm'' teması üzerine kurulu. Katil, mahpusa, mahpus kurda dönüyor. Rahip sapığa, masum 'cilveli'ye dönüyor. Din karşıtı rahibe, çocuk kurda dönüyor. Bu dönüşüm tekrar tekrar, bazen yıllar içinde, bazen aniden gerçekleşiyor. Metin hem bireylerin hem de kalabalıkların dönüşümüne değiniyor. Bu dönüşüm bir çeşit zıtlık içeriyor: dönüşen sıklıkla mevcut karakterinin, niteliğinin tamamen zıttına doğru bir dönüşüm geçiriyor. Oldukça masum, yumuşak huylu bir çocuk olan Bernard kan içmek için insan öldüren bir kurda dönüşüyor mesela. Annesi saf bir köylü kızından oğlundan hamile kalmaya varan bir seks bağımlısına dönüşüyor. Dini alaya alan Galliez rahip olacak kadar dindarlaşıyor. Halk bir devrime bir aristokrasiye sempati duyuyor... Başkarakter arkaplandaki Paris'in bir temsilcisi. Yazar da herkesin kurtadam olduğunu söylerken buna bir miktar değiniyor zaten. Bernard'ın hikâyesi Paris'te başlıyor. Başlarda şehir nispeten durgun. Aslında ocağın altı açık, tenceredeki su yavaş yavaş ısınıyor ama kaynamasına
Paris’te Bir KurtadamGuy Endore · İthaki Yayınları · 202144 okunma
Kulüpte okuduğumuz en iyi eser.
10/10
·412 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
BİLİŞSEL DEVRİM (Avcı-Toplayıcı) Zor şartlar altında hayatta kalma içgüdüsü ve evrimsel becerilerin gelişimi Komün yaşamlar ve iş birliği kültürü İnsanların mitlere inanma eğilimi Sonuç: Güçlü bir hayatta kalma dürtüsü. TARIM DEVRİMİ Nüfus patlaması ve güvensiz yaşamlar Zayıf beslenme ve düşük bağışıklık Köleleşen çalışma düzeni ve özgürlük ihlali Hayali düzenlere inanma eğilimi. Sonuç: Tarım Devrimi insanlık tarihinin en büyük aldatmacalarından biri olabilir. İNSANLIĞIN BİRLEŞMESİ Paranın küresel gücü Sermayenin siyaseti yönlendirmesi Ortak mitler sayesinde kurulan hayali düzenler BİLİŞSEL DEVRİM Zorunlu kapitalizm anlayışı Doğal yaşamdan kopup modern sanayi düzenine uyum sağlama Mutluluğun zenginlikle eş değer görülmesi Öznel Eleştirilerim Olumlu Rahat ve akıcı bir anlatım dili Geniş bilgi yelpazesi Zor konuları sade biçimde anlatabilmesi
Hayvanlardan Tanrılara: SapiensYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 202342,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·168 syf.··
2020 253. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 00:00
Zeynep Sayın’ın Ölüm Terbiyesi, Metis Yayınları basımını gerçekleştirdiği andan itibaren (2017) konusuyla dikkatimi çekmişti. Sayın’ın ön sözde “... unutulmuş bir nezaket ve ölüm terbiyesini hatırlatmak istemiş olmamdır” diyor. Kendisinin de belirttiği üzere, kitap “ölüm ve imge ahlakı”na işaret etmek istemesinin nedeni, ülkenin bu davranıştan noksan olması. Bölümler halinde ele alınmış konular. Yaşarken değer görmemiş insanın, ölüsüne karşı değişmeyen saygısızca tutum, imgeyi oluşturmasını sağlayacak mezardan mahrum bırakmak için sergilenen Orta Çağ(!) davranışlarını ele alıyor. Ölümlü varlıklar için “mezar”ın önemini okurken, ölüyü mezarsız bırakmanın cezasının -ölene ceza kesmek de, ne bileyim(!)- anlamını kavrayınca, bunun nedenlerini anlamaya başlıyorsunuz, zor da olsa. Mezar, kişinin beraber hayatta kaldığı insanların belleğinde sonsuza dek var olacağının bir işareti adeta ve daima mezarı ziyaret etmek, onu anmak, yerini bilmektir. Erasmus’un Deliliğe Övgü’de dediği gibi: “Ancak gidecek yeri olanların anlatacak hikâyeleri olur.” Bu durumda, bir mezarı olmayanın ne dinleyeceği sözler, ne mezarlığa gidecek olanın ona anlatacak bir şey olabilir. Sayın, “Memleketim de sadece yaşam değil, ölüm de siyasallaşmıştır” haklılığı söz götürmez, somut bir heykel gibi karşımıza dikili duruyor bence. Gezi Parkı ve 68 Olayları’nı birbirine bağlayıp, belli bir kesimin, karşı taraftan “kraldan çok kralcı” tepkisiyle karşılaşması ve hayatını yitiren insanların naaşına yapılan saygısızlıklar, tüm insanlığın onurunu kirleten davranış biçimidir. Gezi Parkı olaylarını, Kalenderilik’e bağlama biçimini oldukça zeki ve nükteli buldum. Kalenderiler’in mülk edinmeme prensiplerini, Gezi Parkı’nda parasız çadır açma, komün bir oluşum olma ve paraya “hiç” muamelesi yapma, Kalenderiler’i örnek
Ölüm TerbiyesiZeynep Sayın · Metis Yayınları · 2018133 okunma
10/10
·210 syf.··
2026 5. kitabı
Not: Kendime bıraktığım bir kitap özetidir. Spoiler içerir. Başlayınca bırakamayacağınız bir kitap. Ana karakter Fugui. Sorumsuz bir genç. Çok zengin olan ailesinin tüm parasını kumarda kaybeder ve bir anda fakirleşirler. Bu duruma fazla dayanamayan babası bir süre sonra ölür. Zenginken karısına çok kötü davranan Fugui ondan gördüğü sadakat ve iyi niyet karşısında karısını anlamaya ve daha fazla yakınlık duymaya başlar. Üstelik karısı hamiledir. Annesi, kızı ve karısıyla çok zor bir yaşam sürerken bir de oğlu doğar. Bu arada Fugui bir yanlış anlaşılma sonucu askere alınır ve 2 yıl savaşır. Askere giderken ailesine haber bile verememiştir. Askerdeyken iç savaş donunca sosyalistler yönetimi ele geçirir. Devrimden sonra Fugui eve döner ve o askere alındıktan 2 yıl sonra annesin öldüğünü öğrenir. Fugui halk komünlerinin kurulduğu köyünde ailesi ile herkesin ortak yaptığı işlerle hayatını sürdürür. Bu arada bir hastalık sonucu kızı konuşma ve duyma yetisini kaybetmiştir. Kızını evlatlık vererek oğlu Youging’i okula yollar. Ancak youging atletizimde çok başarılı olurken diğer dersleri önemsemez. Bir gün okul müdiresi ve valinin karısı doğum sırasında çok kan kaybeder ve çocuklar kan vermek için hastahaneye götürülür. Bir tek Youging’in kanı uyar. Ancak doktor fazla kan alınca çocuk ölür. Fugui onu da köyün çıkışına gömdüğü anne ve babasının yanına gömer. Vali ise Fugui’nin askerlik yaptığı sırada tanıştığı en yakın arkadaşıdır. Hayatın acı tesadüfleri. Bir süre sonra karısı Jiazhen kemik erimesinden yatalak olur. Güzel şeylerde yaşanır. Köydeki komün başkanı kızı Fengxia’ya çok iyi bir eş adayı bulur. Fengxia bu kadar yokluk içinde harika bir düğünle evlenir ve şehre yerleşir. Kocası Fugui ve karısına çok saygılıdır, her konuda yardım eder. Fengxia mutludur, bir süre sonra
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,7bin okunma
10/10
·436 syf.··
2019 7. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2019 00:00
Doktor Hikmet Kıvılcımlı'nın, insanlık tarihinin en uzun evresi olan ilkel komünal toplumu ve onun kalıntılarını tarihsel maddeci bir mercekle incelediği şaheseridir. Kıvılcımlı, sınıflı toplumun (medeniyetin) yarattığı eşitsizliklere ve çürümeye karşı, "kan örgütü"nün ve komün geleneklerinin nasıl taze bir aşı ve devrimci bir güç (Tarihsel Devrim) işlevi gördüğünü orijinal kavramlarıyla açıklar. "Barbarlığın" vahşet değil, eşitlikçi ve kolektif bir üretim/yaşam biçimi olduğunu kanıtlayarak, resmi burjuva tarihçiliğinin kibrini yerle bir eder. Sınıfsız topluma (komünizme) gidişin insana aykırı bir ütopya değil, aslında insanlığın kendi köklerindeki komün gücüne daha üst bir sarmalda geri dönüşü olduğunu gösteren devasa bir felsefi ve antropolojik analizdir.
1000Kitap
Komün GücüHikmet Kıvılcımlı · Sosyal İnsan · 201411 okunma
Anlamı ararken anlamsızlaşan herkese ve her şeye ithafen
10/10
·120 syf.·
2026 23. kitabı
Din ve psikanaliz aynı şeyler mi? Aynı şeye mi hizmet ediyorlar? Neye mi? Tabii ki: İNSANIN ANLAM ARAYIŞINA. Kitap öncelikle bu iki kavramın birbiriyle ilişkisini ele alıyor. Din için; otoriter, köle ahlakı temelli, insanın potansiyelini engelleyen bir yetkeci dinin insanın anlam arayışını ve hayatını kolaylaştırmak yerine, soydaşlarını denetim altında tutmak için bir sembol olduğunu savunuyor. Ki Freud tam olarak böyle düşünüyor. Ancak Fromm, dinin diğer türlüsünün de olduğunu onu da ele almamız gerektiğini düşünüyor. Yani daha çok dinin ketlerinden arda kalan iyi yaşam, hoşgörü, sevgi, adalet gibi insan hayatını kolaylaştırıcı yönlerini görmezden gelmiyor. Burda benim aklıma hem Budizm hem de Alevilik geldi. Çünkü Alevilik hümanisttir. Hacı Bektaş-ı Veli'nin sözünü hatırlayalım: "Benim Kabem İnsandır." Sonrasında düşündüm de Aleviliğin çıkış amacına, düsturuna ve ibadet şekline bakınca Fromm'un neden bahsettiğini çok daha iyi anladım. Alevilik daha çok insan, komün ve kaynaştırıcı ibadet odaklı. Özellikle mazlumun, iyinin, haksızlığa uğrayanın yanında olmak gibi düşüncelerle oluştuğunu göz önüne alırsak, Fromm'un insani değerlere uygun dinine çok benziyor. Çünkü bu düsturu benimseyenler normal hayatlarına da bunu uygulayacaktır. Ki günümüzde görüyoruz ki büyük bir kısmı suçlu potansiyeli düşük, seküler, eşitlikçi ve laikliği savunan insan topluluğudurlar. Örneğin bilindik sözlerden biri : "İyilik, iyidir." İyiliği gelecekte bir ödül olarak değil de iyi olmanın kendisine ve topluma iyi geleceğini düşünerek gerçekçi ve yarayışlı bir etki sağlar. Ben kendi içimizden örneklendirmenin daha uygun olacağını düşündüm. Yoksa herhangi bir inanca, kültüre sempati göstermek gibi bir amacım yok, bunu belirteyim. Jung ise dini bilinçdışımızda, bizim etkimiz
1000Kitap
Psikanaliz ve DinErich Fromm · Say Yayınları · 20231,423 okunma