Puan vermedi·236 syf.··
2026 136. kitabı
Işığın Yolu, kurgu ile psikoloji arasında duran bir metin. Hikâye ilerledikçe roman okumaktan çok, bağlanma kuramı, travma, özregülasyon ve kuşaklar arası aktarım üzerine bir düşünce yolculuğuna çıkılıyor. Bu durum eserin hem en güçlü hem de en tartışmalı yanı. Ayşenur’un anneliği ve kızı Işık’la ilişkisi üzerinden ilerleyen anlatı, çocuk yetiştirmeye dair pratik öneriler sunmaktan çok daha büyük bir meseleye odaklanıyor: Çocuklukta kurulan ilişkilerin yetişkinlikteki karşılıklarına. Sevgi biçimlerinin, korkuların, terk edilme kaygısının, kontrol ihtiyacının ve bağ kurma şekillerinin kuşaklar boyunca nasıl taşınabildiğini görünür kılmaya çalışıyor. Eserde sıkça vurgulanan özregülasyon kavramı yalnızca çocuk gelişimini açıklamak için kullanılmıyor; yetişkin ilişkilerini, evlilikleri ve ebeveynliği anlamlandıran temel bir çerçeveye dönüşüyor. Öfke, geri çekilme, bağımlılık, aşırı fedakârlık ya da kaçınma gibi davranışlar karakter özelliklerinden çok, düzenlenememiş duygusal deneyimlerin sonucu olarak ele alınıyor. Bu yönüyle kitap, davranışın kendisinden çok kökeniyle ilgileniyor. Bununla birlikte kuramsal açıklamaların yoğunluğu zaman zaman anlatının önüne geçiyor. Hikâyenin akışının durup yerini psikolojik değerlendirmelere bıraktığı bölümler, romanın edebi ritmini zayıflatırken; psikolojiye ilgi duyan okurlar için ayrı bir zenginlik sunuyor. Bu nedenle eser, güçlü bir kurgu olmaktan çok, kurguyu psikolojik farkındalık yaratmak için kullanan bir metin olarak değerlendirilebilir. Kitabın dikkat çekici taraflarından biri de erken çocukluk dönemine ve ebeveyn desteğine verilen önem. Psikolog, hemşire, emzirme danışmanı ve çeşitli uzmanlık alanlarının ebeveynlik sürecine doğal biçimde eşlik ettiği bir sistem tasviri, çocuk gelişiminin yalnızca ailelerin değil, toplumun da
Işığın YoluNilüfer Devecigil · Doğan Kitap · 20203,269 okunma
10/10
·192 syf.··
2026 152. kitabı
Tanjirou ve arkadaşları karargahtan ayrılır. Bu sefer yanlarında bir haşira da vardır. Trene binerler ve bu trendeki insanları uyutup rüyalarını kontrol eden bir iblis ile karşılaşırlar. Güzel bir seri. Yedinci cilt de güzeldi. Tavsiye ederim.
İblis Keser - 7. CiltKoyoharu Gotouge · Gerekli Şeyler Yayıncılık · 2025390 okunma
Reklam
Puan vermedi·304 syf.··
2026 55. kitabı
Selam Bugün sizlere farklı ve düşündürücü bir kitapla geldim. Hangimiz çocuklarımızın sosyal medya hesaplarını kontrol ediyoruz? Ya da WhatsApp mesajlarını? Hadi onu da geçelim; kendimizden yola çıkalım. Telefonunuza hiç tanımadığınız birinden mesaj gelse ne tepki verirsiniz? Peki ya bu kişi sizin hakkınızda neredeyse her şeyi biliyorsa? Düşündürücü değil mi? Hadi gelin, size kitabımızdan bahsedeyim. Linda’ya bir gün tanımadığı birinden mesajlar gelmeye başlar. İlk başlarda bu durum karşısında çekimser davransa da zamanla sadece mesajlaştığı bu yabancıya içini açmanın kendisini rahatlattığını fark eder. Birinin onun hakkında bu kadar çok şey biliyor olması Linda’yı korkutsa da çocukluğunda yaşadığı ve kendisini hâlâ suçladığı olay nedeniyle büyük bir içsel çatışma yaşamaktadır. Yaşadığı bu çatışma ve ailesinin baskıları, Ateş ile olan arkadaşlığını da etkilemeye başlar. Linda, kendisini en iyi tanıyan ve her fırsatta ona olan ilgisini hissettiren kişinin Ateş olduğunu düşündüğü için bir süre sonra gizemli mesajların ondan geldiğinden şüphelenir. Ancak gerçekte Ateş’in ona zarar verme gibi bir niyeti yoktur. Ailelerinin birbirine düşman olması Ateş’i pek etkilemezken, çevrenin baskısı Linda üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Üstelik geçmişte yaşanan kötü olayda ne Ateş’in ne de Linda’nın bir suçu vardır. Linda’nın çevrim içi olup Ateş’e cevap vermemesi ise Ateş’in dikkatini çeker. Kiminle konuştuğunu merak eden Ateş, bunun peşine düşmeye karar verir. Aileler ne kadar uzak olsa da Linda’nın hayatındaki her detay Ateş’in ilgisini çekmektedir. Onu görebilmek için gizlice okuluna gitmesi, katıldığı davetleri takip etmesi ve ne yaptığını merak etmesi bunun en büyük göstergesidir.Üstelik Linda'nin beyni yaşadıklarını kaldıramadı için çocukluğuna veya bugüne dair bazı
2026 Okuma Raporları
KullanıcıMelisa Şentürk · Ephesus Yayınları · 202630 okunma
10/10
·132 syf.·
2026 70. kitabı
Kitap elime geçtiğinde eski Roma imparatorunun notları diye pek bir şey beklemiyordum açıkçası. Ama okudukça içime işledi, hâlâ da arada açıp rastgele bir sayfa okurum. Kitap aslında Marcus Aurelius'un kendine yazdığı, yayınlanmak için değil, kendi aklını toparlamak için tuttuğu notlardan oluşuyor.Dışarıdaki her şeyin (şöhret, para, acı, zevk) kontrolümüz dışında olduğunu, ama kendi tepkilerimizi, yargılarımızı ve karakterimizi kontrol edebileceğimizi tekrar tekrar hatırlatıyor. En sevdiğim yanlarından biri, Marcus’un kendini kandırmaması. İmparator olmasına rağmen ben de insanım, ben de hata yapıyorum, öfkelenebiliyorum, yoruluyorum diyor. Mesela -sabah kalkmak istemediğinde kendine 'bu yaptığım iş bir insan işi, onun için kalkıyorum' diye hatırlat- tarzı cümleler var. Çok basit ama çok etkili. Günlük hayatta sinir bozucu bir durumla karşılaştığımda aklıma sık sık geliyor. Eleştirecek olursam: Tekrarları fazla. Aynı fikri 3-4 farklı şekilde söylüyor. Ama bence bu da kitabın gücünden geliyor; çünkü hayat da aynı dersleri bize defalarca veriyor, biz unutuyoruz. 10 puan verdiğim nadir eserlerden. Keyifli okumalar.
Kendime DüşüncelerMarcus Aurelius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,8bin okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 24. kitabı
Stefan Zweig bu uzun öyküde aslında bizi bir doktorun odasına oturtup, onun en büyük sırrına ve utancına ortak ediyor. Olay şu: Tropiklerin o boğucu, insanı delirten sıcağında tek başına kalmış bir doktor var. Bir gün kapısını kibirli, gizemli ve yardıma muhtaç bir kadın çalıyor. Doktorun içindeki o bastırılmış güç arzusu ve gurur, kadının o asil duruşuyla çarpışınca işler çığırından çıkıyor. "Amok" aslında Malezya kültüründe bir tür cinnet cinayeti; kişinin gözü dönmüş bir şekilde, önüne geleni yok ederek, ta ki kendisi de ölene kadar delice koşması demek. Zweig, bu fiziksel deliliği alıyor ve bir insanın saplantı anına uyarlıyor. Doktor, kadına yardım etme (veya ona sahip olma) arzusuyla öyle bir Amok koşusuna başlıyor ki, ne kariyer kalıyor, ne mantık, ne de ahlak. Kısacası kitap; bir insanın mantığını, statüsünü ve tüm fren mekanizmalarını tek bir saniyede kaybedip, kendi sonuna doğru nasıl körü körüne koşabileceğini anlatıyor. Hepsinden öte, o kurtarma ve yok etme arzusu arasındaki o çok ince çizgiyi gösteriyor.
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,5bin okunma
Sabahattin Ali'nin Gözünden Anadolu ve Anadolu İnsanı
8/10
·128 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali’nin öykülerinde Anadolu’yu ve oranın insanını okumak, benim için sadece edebi bir yolculuk değil; adeta o toprakların kokusunu, tozunu ve sızısını iliklerine kadar hissetme deneyimi oldu. Yazarın her bir metinde insan psikolojisinin en kuytu köşelerine sızması, bunu yaparken de toplumsal adaletsizlikleri tokat gibi yüzümüze çarpması inanılmaz etkileyici. Karakterlerin o çaresizlikleri, verdikleri o sessiz hayatta kalma mücadeleleri ve sistemin katı çarkları arasında nasıl unufak oldukları satır aralarında öyle bir canlılıkla anlatılmış ki, insan her öykünün sonunda derin bir sessizliğe gömülmekten kendini alamıyor. ASFALT YOL Sabahattin Ali’nin bu öyküsünü bitirdiğimde boğazımda gerçekten çok ağır bir düğüm kaldı. Hani hayatta bir şeyi çok istersiniz, bütün kalbinizi, tüm iyi niyetinizi ortaya koyarsınız da sonunda o canla başla yaptığınız şey dönüp en çok sizi vurur ya; işte tam öyle bir hikaye bu. Okurken sadece sıradan bir yol yapım hikayesi değil, idealist bir insanın o temiz hayallerinin sistemin çarkları arasında nasıl paramparça olduğunu izledim resmen. Öğretmen köye ilk geldiğinde içi umutla, enerjiyle dopdolu. Kendisinin de köylü kökenli olmasıyla gurur duyuyor, hatta dürüstçe "içimde yabancı bir yere gidiyorum hissi yoktu" diyor. Buradaki psikoloji aslında hepimize çok tanıdık: "Ben onlardan biriyim, beni anlarlar, bağ kurabiliriz." Bu inanç, öğretmenin hayattaki en büyük dayanağı aslında. Kamyonun o bozuk yollardaki sarsıntısından sersemlemiş olsa bile, kafasında köylüyle kuracağı o sıcak köprü var. Ama daha ilk günden muhtarın o umursamaz bir tavırla "beş on gün dinlen hele" demesiyle, o aşılmaz soğuk duvarı ilk kez hissetmeye başlıyoruz. Köylü için okul ya da eğitim hayati bir ihtiyaç değil, sadece hayatın (harmanın, tarlanın) arasında
Edebiyat
Yeni DünyaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202533,7bin okunma
Reklam
Reklam