Pinball 1973, Murakami’ nin 1980 yılında yayımlanan ikinci romanı. Bende legonun kayıp parçasını bulup yerine koymuşum hissi uyandıran bu kitap, Fare karakteri ile ilk romanı #rüzgarınşarkısınıdinle nin izini sürmüş, Naoko’dan bahsettiği satırlarda ise #imkansızınşarkısı nın ipuçlarını sunmuş. Acemilik işlerinden olduğu iddia edilse de, dil, kurgu, hikaye, her şey yerli yerinde. Kuyuların, havuzların dipleri, Fare, böcekler... Bolca bira, kahve...Pek çoğunu ilk kez duyduğum, 1970-80lerin keyifli İngilizce parçaları... Bizleri yıllarca peşinden sürükleyecek #murakamik tuhaflığın temelleri bu kitapta bence. Her zamanki gibi bolca #PES dedirterek ( çok şükür ), ilk kitabıyla kabul görmenin kazandırdığı güvenle olsa gerek, bu ikinci kitabıyla gümbür gümbür ‘ben geliyorum’ diyor , Japon edebiyatının çılgın çocuğu.
Kahramanının pinball makinesine (tilt makinesi yahu, başka bir şey değil) olan bağ-IM-lılığı, bana Play Station başında sabahlayan, saatlerce Candy Crush baloncuklarını patlatmaya uğraşanları anımsattı, onların üzeri örtülmüş yalnızlığını... Böyle beslendikleri bir uğraşıları olduğu için onlar adına sevinmeli mi, yoksa bu yalnızlıklarından dolayı onlara üzülmeli mi, bilemedim.
Son olarak, bu romandan sonra artık eminim: Ben Venüs’te yaşamak istiyorum.
‘Venüs bulutlarla çevrili sıcak bir gezegenmiş. Sıcak ve nemden ötürü üzerinde yaşayanların çoğu genç yaşta ölürmüş. Orada otuz yıl yaşayan efsane olurmuş. Ve Venüslülerin yürekleri yaşadığı sürece sevgiyle dolup taşarmış. Venüslülerin hepsi birbirlerini istisnasız severmiş. Kimseye nefret duymaz, kimseyi kıskanmaz ve küçük görmezlermiş. Kötü söz de söyleyemezlermiş. Ne cinayet varmış ne de kavga, sadece sevgi ve şefkat hüküm sürermiş orada.
Bugün biri ölse onun için üzülmeyiz’ dedi Venüs’ lü sessiz adam. Çünkü