Bilmediğim kalıp cümleleri sosyoloji hakkında öğrenmek iyi oldu. Bu kitabı da propaganda olarak kullanmışlar ya ona yanıyorum. Her dönem farklı yorum çıkan kitaplardanmış. Ben beğendim sanırım
Hayatta amaçsız ve parasız bir savruluş hikayesi. Yakışıklılık ve zekanın yönlendirilememesi. "Soytarı" karşıyı tatminkar olma, utangaçlık, cesaretsizlik, korku ve kaygılar. Sanırım düşük ego. Egoya duyulan korku. Yine de yazar olup insanlara bu kadar ulaşmış olması kaderinin başarısı sanırım. Ben bungou stray dogs dolayısıyla seviyordum fakat insan kimse ya da hiçbir şeye boşuna ilgi duymuyormuş, o zamanlardaki neredeyse yazar gibi olan hislerimleyken, kendime benzer insanları beğenmişim bilinçaltı ve frekanssal. Kitabı yıllardır rafımda dururken ödevimde kullanmak için okumam kendimi böyle görmekten çıkamadığım anlamına mı geliyor diye düşündüm. Fark ettim ki çok iyi gizlemiş olduğum geçmişimin görülmesine muhtaç hissediyor gibiyim. Yine de travmalar veya kötü anılar gerçekten kötü hissettirmediğinde onları etrafıma gösterebilirim şahsen. Bu da şu an eski durumumu aşmakta olduğumu gösterir. Hayatta değişmez diye düşünülen kötü şeyler biznillah kalıcı olmuyor çoğunlukla hatta kitapta da bunun farkına varamayan bir nihilist görüyorum. Bugün bir yazı okudum, putların alacakaranlığı kitabından bir alıntıydı ve bahsettiği şey ise düşük egonun etkisiyle bireyin kendini bir hiç ve boş olarak görüp de insanlar ve hayat boş ve hiçtir olarak yorumlaması üzerine bir reddiye misaliydi. Her neyse ama bu yazarı bir süre daha aşabileceğimden şüpheliyim. Kitap bunalımdaki adamın intihar mektubu niteliğinde ama öleceğini bildiği için bütün hissettiklerini (ki şüpheli) yazmış bu gerçek yazım potansiyelinin mevcut en iyi hali mi yoksa diğer kitapları, bitmiş denebilecek durumdayken yazdıkları daha mı iyi acaba. İslam benim her zaman yaşama tutunma ve anlam katma ihtiyaçlarımı mantıksal ve her zaman olamasa da duygusal olarak tatmin etmiştir dolayısıyla kendimin ve böylelerinin en iyi
Distopik ve iç karartıcı bir dünya. Hukukun ve insanlık tarihinin en temel ilkelerinin altüst edildiği bir dünyada yaşayan Josef K.’nın hikayesi. Kafka kitabın içinde kelime oyunu da yaparak aslında kitabın kahramanının kendisini olduğunu açıkça belli etmiştir. Bu yüzden gözlemci bakış açısıyla yazılmasına rağmen aynı zamanda Kafka’nın iç dünyasının dışavurumudur bu eser. Kafka’nın tasvir ettiği bu dünyada hukukun ve adaletin en temel ilkeleri olan; masumiyet karinesi, adil yargılanma, mahkemelerin bağımsızlığı, suçun açıkça isnat edilmesi, savunma hakkı, aklanma hakkı, yargıçların bağımsızlığı ve mahkemenin her bir ögesinin görevi gibi temel ilkeler ve düsturlar bu dünyada adeta yok sayılmış ve rejimin ve diğer insanlardan üstün olanların istekleri doğrultusunda şekillenmiştir. İşte böyle bir dünyada aklanmaya ve hakikati ortaya çıkarmaya çalışan hikaye kahramanımız bu uğurda mücadele verdikçe bu dünyayı tanımaya başlamış ve bu karanlık dünyanın kahramanlarıyla bu dünyada aklanmanın mümkün olmadığının farkına varmıştır ancak bu farkındalık herhangi bir değişikliğe sebep olmamıştır maalesef. Kafka bu absürt romanıyla bizlere birçok hayati mevzuyu çarpıcı şekilde gösteriyor. Son olarak da hikayenin sonundaki kaçınılmaz sonun aslında insanlığın kaçınılmaz sonu olduğunu anlıyoruz.
İlk hikayeler güzeldi, bir hikaye beni fazla etkiledi okumaya başladığım sıralarda nefret ettiğim biri vardı o kadar yumuşadım ki gittim ona yazıp hatasına rağmen ben de helallik istedim mal gibi sonra görüldü attı ben de yazmakla hata yaptım diyip tekrar engelledim aptalca bir şeydi bana belki ömrüm boyunca zararı olacak bir kitap oldu. Ya da yararıdır umarım. Of. Okumaya başlarken nefretimin dinmesini amaçlamıştım sadece. Keşke Kur'an falan okusaydım
Sabahattin Ali’nin o tatlı ve o aynı zamanda ruha dokunan diline hayran kalmamak mümkün değil. Bu yüzden bu roman aslında sadece bir roman değil bir hayat hikayesi, bir iç hesaplaşma ve insana topluma dair bir gözlem esasında. Sabahattin Ali Ömer karakteri üzerinden insanın vicdanıyla zekasının, sevdiğiyle adeta kendi deyimiyle içimizdeki şeytanın çatışmasını ve kimde neyin üstün geldiğini mükemmel bir şekilde anlatıyor. Ama her şey Ömer’in vapurda Macideye ilk görüşte aşık olması ile başlıyor. O vapurda o sırada yanında ileride başına bir çok sıkıntı açacak ve içindeki tembelliği, kararsızlığı, ihtirası ve diğer bir çok çirkin kişilik özelliklerini yansıttığı ortamdaki arkadaşlarından en samimi olduğu Nihat da bulunuyor. O vapurda başlayan macide ve Ömer aşkım daha sonra sefil ve yoksul bir hayata küçük bir pansiyonda evlilik oyunuyla devam ediyor. İşte aslında ana hikayenin tam olarak başladığı yerde burası oluyor. Hikayede Ömer’in ahbaplarından profesör hikmet, İsmeti şerif, Muharrir Hüseyin ve şair Emin Kamil gibi karakterler Ömer’in içindeki şeytanı ortaya çıkaran yardımcı karakterler vasıtası görüyor. Yeni bir toplum yapısının oluşmaya başlandığı cumhuriyetin ilk yıllarında “ Ömer’in içindeki şeytanı” bize harikulade bir şekilde aktaran yazar hikayedeki kişiler aracılığıyla bize toplumsal sorunlar, yolsuzluklar ve insanların içindeki kötülüğü ustaca anlatımıyla gözlerimizin önüne seriyor. Kendini diğer insanlardan üstün gören ve kendilerini toplumun seçkin kimselerinden sayan bu insanların aslında zıtlıklardan oluştuğu kimisi için iyi kimisi için kötü, kimisi için ahlaklı kimisi için ise şeref yoksunu, kimisi için ihtiyatlı kimisi içinse basit zevklerin kölesi olan insanlar olduğunu ana hikaye ile harmanlayarak bize aktarıyor. Rika yedeki bedri ise biz bu