f

Fenomenoloji

5 üye
Takip
FENOMENOLOJİ ve VAROLUŞÇULUK
1.Henri Bergson ve Edmund Husserl Bizler genellikle kendimizi dışarıdan, bir takım etiketlerle ve dilin donuk kavramlarıyla tanırız. "Kızgınım" dediğimizde, o anki benzersiz ruh hâlimizi herkesin kullandığı genel bir "kızgınlık" etiketiyle dondururuz. Henri Bergson, Şuurun Doğrudan Doğruya Verileri adlı eserinde, dilin ve sosyal yaşamın üzerimize geçirdiği bu kabuğu kırıp, derin benliğimize (derin şuura) inmemiz gerektiğini savunur. Derin şuurda durumlar (neşe, üzüntü, arzu) yan yana duran nesneler gibi değil, birbirinin içine geçmiş, sınırları belirsiz ve sürekli değişen bir akış hâlindedir. Bu akışı kavramanın yolu rasyonel analiz değil, "sezgi"dir. Sezgi, zekânın dışarıdan dolaşarak yaptığı analizin aksine, nesnenin (veya benliğin) içine girerek onun ritmiyle bir olma çabasıdır. Edmund Husserl de tıpkı Henri Bergson gibi, şuurun fizikî bir nesne gibi incelenmesine karşı çıkar. Bergson’un "şuurun doğrudan verileri" dediği şeye, Husserl "fenomenler" (şuura göründüğü hâliyle şeyler) olarak yaklaşır. Husserl de bilimin teorik önyargılarını bir kenara bırakıp (paranteze alma / epoché), deneyimin en saf haline ulaşmak ister. Özellikle zaman konusunda Husserl, Bergson’un "Süre"sine çok yaklaşır. O da tıpkı Bergson gibi, geçmişin izini (retention) taşıyan ve geleceğe uzanan (protention) akışkan bir yapı tarif eder. İkisi için de zaman, saatin tiktakları değil, şuurun yaşantısıdır. Ancak Husserl, bu akışın "nasıl" inceleneceği konusunda Bergson’dan ayrılır. Bergson, kavramların ve zekanın gerçeği dondurduğunu söyleyerek analitik düşünceye mesafe koyarken; Husserl, felsefeyi "kesin bir bilim" olarak kurmak ister. Husserl için sezgi (Wesensschau), Bergson’daki gibi mistik bir "içe dalış" veya "eriyiş" (sempati) değil, fenomenin özünü (yine kavramsal olarak) görme yetisidir. __En büyük fark ise
Fenomenoloji
HEİDEGGER ve FENOMENOLOJİ...
Felsefe tarihi boyunca varlık meselesi, çoğu zaman varolanların doğası ve mahiyetleri üzerinden tartışılmıştır. Sokrates’in erdemin özünü sorgulaması gibi, Edmund Husserl’in fenomenolojisi de şeylerin özünü, yani onların varlık tarzlarını açığa çıkarmayı hedefler. Bu bakımdan fenomenoloji, “özlerin tasviri” olarak tanımlanır. Ancak Husserl için mesele, varlığın kendisinden çok, varlığın şuurda nasıl verildiğidir. Başka bir ifadeyle, fenomenoloji şuurun maksatlılığını çözümleyerek varlığın şuurdaki görünüş tarzlarını araştırır. Martin Heidegger ise bu yaklaşımı yetersiz bulur. Ona göre Husserl’in fenomenolojisi hâlâ öznelci bir ufukta kalmaktadır; şuur-merkezli bir tavırdan kurtulamaz. Heidegger, fenomenolojiyi öznellikten arındırarak daha köklü bir zemine, yani ontolojiye bağlamak ister. Bu yüzden onun düşüncesinde asıl problem, şuurun şeylerle kurduğu ilişkiden ziyade, bizzat “varlığın unutulmuşluğu” problemidir. Çünkü gündelik hayatta hep varlık içinde bulunur, varlıktan faydalanırız; fakat varlığın kendisini düşünmeye kalkıştığımızda şaşkınlığa düşeriz. Heidegger’in ifadesiyle varlık, sürekli olarak üzeri örtülmüş bir şekilde kalır. Bu noktada Martin Heidegger, Eski Yunan düşüncesine başvurarak “hakikat” kavramını yeniden yorumlar. Hakikat, Aristoteles ve Platon’da görüldüğü üzere, doğruluk değil, bir “örtülünün açığa çıkması”dır. Yunanca “aletheia” kavramı, gizlinin gizlilikten çıkışını, bir şeyin açılarak görünür hâle gelmesini ifade eder. Heidegger’e göre varlığın anlamı ancak bu bağlamda, yani açığa çıkışın zamanî yapısı içinde kavranabilir. Bir şeyin varlığını anlamak, onun zamanîliğini çözmek demektir. İşte bu yüzden başyapıtının adı Varlık ve Zaman dır. Martin Heidegger , kendi felsefi girişimini “destrüksiyon” kavramıyla adlandırır. **Bununla kastettiği, Aristoteles’ten
Fenomenoloji
Reklam
MİRZABEYOĞLU'NDA BİLGİ TASNİFİ...
Salih Mirzabeyoğlu’nun bilgi tasnifi üç temel kavrama dayanır: Kendinde bilgi, faaliyetten önceki pasif bilgi; kendi için bilgi, bilenin kendisi hakkındaki bilgi; ve keşfedilmiş bilgi, faaliyetin ürünü olan aktif bilgi. Bu üçlü yapı, ruhun farklı görünümlerini ifade eder. Kendinde bilgi, ruhun hürriyet kanadı iken; kendi için bilgi, ruhun şuur kanadı olarak işlev görür. Keşfedilmiş bilgi ise bu potansiyelin iradî faaliyetle dışlaştırılmasıdır. Burada dikkat çekici olan nokta, ruhun hem bilen, hem bilinen, hem de bilinecek olan olmasıdır. Böylece klasik epistemolojideki özne-nesne ikiliği, ruhun birliği içinde aşılır. -Reha Kansu, Mirzabeyoğlu ve Fenomenoloji (1), besincidevre.org, 13 Eylül 2025-
Fenomenoloji
VAROLUŞÇULAR ELİNDE FENOMENOLOJİ...
(...) Fakat varoluşçular elinde fenomenoloji nihayet "saçma"ya varır, ki varmıştır. Şuna dikkat ediniz: "Nitekim Salih Mirzabeyoğlu, tam da burada devreye giriyor. Fenomenolojinin varoluşçu macerasının tam ortasına giriyor ve varoluşçulara diyor ki: Sizin fenomenolojiden beklediğiniz şuuru aydınlığı, "herkesin varoluşu kendine", "herkesin şuur aydınlığı kendine", nihayet "herkesin fenomenolojisi kendine" vadisine varır. Fenomenoloji, ancak bütünün indî tasvirlerinin bir toplamı olabilir; bu toplam da bütünü tâyin etmez. "Bütün fikrin gerekliliği ve zihnî çaba ile kurulamazlığı" meselesidir ki, fenomenolojinin -ki varoluşun- ancak İslâmî bir düşüncede anlamlı olabileceğini gösterir. Tasvirî ifadesiyle "kendi şuuruna varabilir"... Böyle bir temelden mahrum olduğu takdirde, sonu sofizme varacaktır. -Selim Gürselgil, x.com/gurselgil, 14 Eylül 2025-
Fenomenoloji
Felsefenin mevzuu, tabiat veya tarih ilimlerinden açıkça ayrılıyor: Bu, özler olan fenomenleri tasvir etmektir. Bunun için felsefe her şeyden önce fenomenolojidir. Özler, "şekiller" olarak kavranırlar; fakat burada kavrayan kasdlı fiiller, fenomenler olduğu gibi, kavranan özler de fenomenlerdir. Birincisine "noetik-akli faaliyetlerle ilgili", ikincisine "noematik-akli faaliyetlerle ilgili olmayanlar" denir. Kasdı fiillerin her türlü değişme, mekân ve zaman şartları, sebeblilik münasebeti dışında kavradığı özlerin tasvir edilmesi ilimlere temel görevini görecektir. Kavranan özler, muhtevasız şekiller olabileceği gibi, muhtevalı şeyin hâli de olabilir. Örneğin, "üçgen" ve "sayı" birer boş şekil, "ağacın yeşilliği" ise "şeyin hâli"dir. Fenomenolojik tasvirin hedefi olan bu özler, varlık derecelerine ayrılırlar. Bu varlıklar her türlü açıklama dışında sırf öz olarak tasvir edildikleri için birbirlerine ircâ edilemezler. Aralarında "akıl dışı" uçurumlar vardır. Her varlık alanı ayrı bir "varlıkbilim"in mevzuunu teşkil eder; öylece fenomenolojik tasvir varlıkbilimlere ulaşır. Bu varlıkbilimlerden her biri bir ilim dalına temel olacaktır.
2. Basım: 2022, 5. Levha, BERZAH - ŞEKİL, BERZAH - BASİRET, İBDA Yayınları
Fenomenoloji
- ÖZ, KÖK VE İHTİMALİYET
Böyle bir durumda, -iki karşıt hakikat!-, bazı problemlerde vazgeçme, işi kolaylaştırmadı. Tarihî veya tabî, muhtevalı veya formel iki hakikat görüşünün karşıtlığından, felsefe nasıl kurtulacaktı? Böyle bir parçalanmaya önem vermeyenler için bu soru yoktur, fakat sistemli düşünce onu aşmak isteyecektir. O zaman, eski karşıtlıklar tekrar ortaya çıkar. Husserl, bu parçalanmış hakikat alanlarını şöyle aşabileceğini düşündü: Felsefe, ne tabiat ilimleri, yani naturalizmin, ne tarihî görüşün çözebildiği kesin bir ilim olarak kurulabilir. Mevzûu, her iki araştırma tarzına ait olan şeyleri parantez içine alarak, asıl özleri incelemekten ibarettir. O, herhangi bir cümlede natüralist açıklama veya tarihî görüşe ait ne varsa ircâ ettikten sonra, geri kalan fenomenleri "öz hâlinde" ele alacaktır. Bu filozof, "fenomen" kelimesinin sözlükteki anlamından ayrılarak (çünkü kelime anlamı aslında "görünüş" demektir!), onu arkasında "bilinemez hiçbir öz veya asıl şeyi saklamayan kendi başına öz" sayıyor: Kırmızı, yeşil birer özdür. Onlar naturalizmin "dalga uzunluğu, gözün ağ tabakasında ışığın izi, görme sinirlerinin beyne ışığı nakletmesi" gibi açıklamalardan, tarihçi görüşün "renk algısının doğuşu ve gelişmesi" hakkındaki genetik bilgisinden bağımsız olarak kendi başlarına "kırmızı" ve "yeşil" özleri olarak vardırlar. Husserl, şuuru dış aleme ait izleri aldıktan sonra, onları iç dünyasında yoğuran kapalı bir âlem değil, doğrudan doğruya bu özlere çevrilen kasdlı fiiller gibi anlayan görüşü ile bunu tamamlıyor. Eğer şuur, daima "bir şeyin şuuru" diyebileceğimiz bu fiillerden ibaretse, dış aleme ait şeylerin sübjektif izlerini kavramıyoruz; doğrudan doğruya özleri kavrıyoruz.
2. Basım: 2022, 5. Levha, BERZAH - ŞEKİL, BERZAH - BASİRET, İBDA Yayınları
Fenomenoloji
Reklam
Reklam