"Yeni bir sövgü tasarladım görmelisin,
Her zaman ki şeyler bilirsin,
Acaba diyorum yankısı ne umumda"
Sıradan Bir Şiir, Hâfî
nedametdergisi.com/2023/06/10/sira...
Zamanın behrinde bir hünkâr, şehdazesinin çeşitli ilimlerde terakki etmesi için muhtelif birçok ilmin hocalarını tutar ve hocalardan bildikleri tüm ilimlerin şehzadesine aktarılmasını ister.
"Men bende-i Kur'anem eğer candârem,
Men hâk-i reh-i Muhammed Muhtârem,
Eğer nakl küned cüzin kes ez güftârem,
Bîzârem ezû ve zân sühun bîzârem."
Mevlânâ, "Mesnevi mısra mısra Kur'an-ı Hakîm'i anlatır, ben de Kur'an'ın bendesiyim/kölesiyim, Muhammed-i Muhtâr Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yolunun tozuyum, dedi. Kim benden bundan başkasını nakleder ya da bana isnad ederse; ondan da bîzârım, o sözden de bîzârım." dedi. Mevlânâ, yolunun ney ve sema ile kapatılacağını, Mesnevi'nin mesajının bu iki unsurla gölgeleneceğini görmüştü de sanki şöyle demişti:
"Ömrümü vererek ortaya koyduğum hakikatimi, Muhammed-i Muhtâr'ın yolunun tozu olmamdan başka bir hassasiyetle her kim anlatırsa, ondan da bîzârım. Eğer birileri beni 'ney'e mahkûm edip, mesajımı, bendesi olduğum Kur'an vadisinden koparır, Mesnevi'nin nağmelerini 'ney' sesine kurban ederse; onlardan usandım Allah'ım! Kur'an'a 'bende' bir Müslümanın kabrinde Kelamullah'ı okuma yerine 'ney' çalan anlayıştan bîzârım."