- "İslâm sanatı ile Batı sanatı arasındaki farktan bahsedebilir misiniz?
İslâm sanatında, şimdiki modern sanatta müşahede edilen buhranları ve dengesizlikleri bulamazsınız. İslâm sanatı, fânî bir âlemde "Baki olanı", kesretin kaynaştığı bir dünyada "Tevhidi" aramanın huzuru ve aydınlığı içinde gelişir.
Rönesans’la birlikte, yeniden, putperest Yunan sanat geleneğine yönelen Batılı sanatkâr veya onların sanat telâkkilerini paylaşan kimseler, İslâm sanatının objeler, suretler ve hacimler karşısındaki tavrını iyice kavrayamamışlardır; İslâm sanatının temelinde yatan espriyi anlayamamışlardır. "Avrupa, asırlarca İslâm sanatına kapalı kalmıştır. Bunun sebebi, gelip geçen nesillerin, gerçeğe (objektif realiteye) ve akla dayanan Rönesans sanatı ile yetişmiş olmalarıdır. Bu yüzden Batı sanat dünyası, minyatürün gölge, derinlik ve hacim karşısındaki kayıtsızlığını, onun aczine vermiş, satha bağlılığını, gittikçe beliren bir dünya ve sanat görüşünün bir neticesi olarak görememiştir. Batı resmi, Giotto ile satıhtan derinliğe, tecritten gerçeğe (müşahhasa ve şe'niyete) doğru ilerlerken, İslâm minyatürü, ters bir yol tutmuş, derinlikten satha, (müşahhas) gerçekten tecride doğru yükselmiştir... Müslüman nakkaşın gözlerini dış, (müşahhas) gerçeğe kapayarak, şekil vermek istediği iç gerçeğe açmasını, öz bir sanat anlayışının ifadesi olarak kabul etmek lâzımdır. Resimde gördüğümüz bu yükseliş çizgisini, bezemede de görürüz. Önceleri, tabiattaki şekillerine yakın olarak işlenen bitki motifleri, sonraları tabiattaki örneklerine benzeyişi kaybederek bir takım hendesî şekiller almıştır.
İslâm sanatı, o kadar gerçekçidir ki tabiat, Avrupa resminde portrelere veya figürlü kompozisyonlara arkalık (fon) olmaktan kurtulup tek başına çerçeve içine girmek için XII. asrı beklerken, minyatürlerle