Küsmek, çocukluğun sığınağı, yetişkinliğin en büyük tuzağıdır. Kırıldığımızda, anlaşılmadığımızı hissettiğimizde, duygularımızı ifade ettiğimizde başvurduğumuz bu savunma mekanizması, duygusal olgunluğun gerisinde kalmış bir tepkidir.
Bazı yetişkinler, bedensel olarak büyür, fakat duygusal olgunluk her zaman yaşla birlikte gelmez. Küsen bir yetişkin, dışarıdan ''büyümüş'' gibi görünse de içsel dünyasında hâlâ çocukluk yaralarının izlerini taşır. Bu nedenle tamamen çocuklarla aynı ihtiyacı gidermek için küserler.
Ödüle ve cezaya değinmişken küsmek bahsinden söz etmemek olmaz. Evliliklerde bile küsmeyi bir terbiye etme biçimi olarak gören çiftler bunu nereden öğrendiler? Muhtemelen doğup büyüdükleri evlerde. Hâlbuki küsmek çözümden çok, karşı tarafa "Sen varsın ama ben seni görmüyorum." hissini veren, muhatabın kendini asalak gibi hissetmesine sebep olan bir yok sayma biçimidir. Böyle hisseden biri, davranışını sorgulamak yerine ya sırnaşma yoluna gider ya da yavaş
yavaş duyarsızlaşır. Duyarsızlaşmış bir yetişkin sadece ailelerin değil toplumun da en önemli sorunlarındandır.