Soruyla dervişlik olmaz; teslimiyet gerektir; bu yüzden hiç nesnen kalmayana dek sorulardan kurtul; zahirini terk eyle, dimağını ant. Bundan böyle ‘Bilmem!..’ çek ve ‘Bilmem!’ lafzı senin virdin olsun. Ta o güne kadar ki sana Adın nedir?’ diye sorulsa ‘Bilmem!’ diyesin,” buyurmuştu. İlk başta bilmezlenmek veya bilmemek bana çok zor geldi. Binlerce, milyonlarca sorulanın sanki kasten bir bir zihnime akın ettiler. Allah, kâinat, insan, varlık, yokluk, hayat, ölüm... En ziyade de kendi kendime “Acep şu benim canım azad ola mı yâ Râb?” diye sordum, “Yoksa yedi tamuda yana kala mı yâ Râb” diye devam ettim. Bütün bunlar hakikatte ne içindi? Bir gün kabre vardıkta, hani Münker Nekir geldikte ve bize sual kıldıkta dilim döne mi idi? Tapduk Sultan’ım benden teslimiyet bekliyordu. Teslim olmak elbette kolay bir karar değildi. Teslimiyet, bela yağmurları tufan olup değirmenin yolunu tutunca değirmenin alt taşı kadar sükûn içinde olabilmek, o derece vakar göstermek ve tahammül etmekti. İbrahim olmak veya İsmail olmaktı."
--
Od - İskender Pala