Nasıl oluyor da, kolsuz ve bacaksız doğan insanlardan faydalanmayı akıllarından bile geçirmeyen dürüst ve duyarlı kişiler, düşük bir zeka düzeyiyle doğanları istismar etmekte bir mahsur görmezler?
Bilinmez, bu kış ne zaman kendini bahar serinliğine bırakacak. Vakit bahara ulaşacak mı? O da bilinmez. Peki insan bilinmezlikle yaşayabilir mi? Yaşayamadı, boşlukları beklentilerle doldurdu. Çok şey istedik çevremizden, insanlardan. Yaşamayı olaylara boğduk. Yaşamak, bilinmezlikler içinde kaderimize yürümek değil miydi? Niye bu çaba, niye bu yorgunluk.
Entelektüel bağımsızlık kişinin gördüklerini, işittiklerini ve hissettiklerini anlatma özgürlüğüdür, hayalî gerçekleri ve duyguları üretmeye mecbur kalmak zorunda kalması değil. "Gerçeklerden kaçış", "bireycilik", "romantizm" ve benzerine karşı atılan tanıdık tiradlar yalnızca tarihin çarpıtılmasını saygın göstermeyi amaçlayan birer münazara aracıdır.
Fakat totalitarizm bir inat çağına çok şizofreni çağı vaat eder. Bir toplum, yapısı açıktan yapay bir hal aldığında, yani yönetici sınıfı işlevini yitirdiği halde güç kullanarak veya hileyle iktidara tutunmayı başardığında totaliterleşir. Böyle bir toplum varlığını ne kadar uzun zaman sürdürürse sürdürürsün asla hoşgörülü olmaz, düşünsel istikrara kavuşamaz.