Bu meseleyle ilgili bir hatıramı aktarayım. Tefsirin birinci baskısının yapılmasından sonraydı. Topkapı Eresin Otel'de İslâmî İlimler Araştırmaları Vakfı'nın (İSAV) tertiplediği bir toplantıdayız. Bahsettiğimiz KUR'AN YOLU isimli tefsirin yazarlarından İbrahim Kâfi Dönmez de konuşma yapmak üzere orada. Kendisine, ehl-i sünnete göre müt'anın câiz olup olmadığını sordum. Câiz olmadığını söyledi. "İyi ama sizin hazırladığınız tefsirde, bu verdiğiniz cevabın tersi yazıyor, orada siz müt'aya cevaz veriyorsunuz" dedim. "Hayır, öyle bir şey olmaması lâzım" dedi. Tefsirin ikinci cildi çantamdaydı, çıkarıp 34. sahifedeki müt'adan bahseden o paragrafı okudum."Ben bundan bunu anlıyorum, siz ne an-liyorsunuz?" dedim. Bunun üzerine o paragrafı kendisi de okudu, bana hak verdi ve yanlışlığı kabul etti. İbrahim Kâfi Bey beyefendi bir insandır. Meseleye hakkaniyetle yaklaştı. "Haklısınız, ikinci baskıda bu meseleye dikkat edelim" dedi. Tam bu sırada hatıra şöyle bir düşünce gelebilir: Bu eseri hazırlayanlardan birisi de kendisi olduğuna göre, nasıl olur da kitapta böyle bir yanlışlığın bulunduğunu bilmez? Bildiği halde yoksa bilmezlikten mi geldi? Hayır! Kanaatım odur ki bilmezlikten gelmedi. Değerli okuyucu! Mut'aya cevaz veren satırlar kime ait olursa olsun, bu meselede en çok suçlanması gerekenler, bu eseri -güya-tenkit süzgecinden geçiren o günkü Din İşleri Yüksek Ku-rulu üyeleri değil mi? Cünkü böyle bir fecaat nasıl olur da toptan hepsinin gözünden kaçar!!??.. Sadede geleyim. O seneler köşe yazarlığı yaptığım gazetede de Kur'an Yolu'ndaki müt'a ile alakalı yukarıdaki hükmü tenkit eden yazılar yazmıştım. Duyduğuma göre, başkaları tarafından da tenkitler gelmiş. Bunun üzerine, Kur'an Yolu'nun ikinci baskısından itibaren müt'aya ruhsat/izin veren o satırlar tefsirden
Sayfa 268·Kitabı okuyor
Kişioğlu savaşmak, dövüşmek, düşmanlarının kalbine dumdum kurşununu yollayıp kendi derilerini kurtarabilmek için yusyuvarlak yapılar yükseltiyorlardı da oturmak, uyumak, sevişmek için hep dört köşe odalar, sofalar, salonlar yapıyorlardı. Demek ölmek, savaşmak için bir kasnak, bir çember içine girmek; konuşmak, radyo dinlemek için de ille dört köşeli odalarda bulunmak gerekiyordu. Hani, balonsu bir odada, insanın düşünceye dalması, konuşmasını derleyip toplayabilmesi, şiir düzmesi de oldukça güç bir iştir. Balonsu bir odanın ne sağı ne de solu bellidir. Sağı solu belli olmayan bir yerde de kimseden ortaya bir şeyler koyması beklenilmemelidir.
Sayfa 9 - Sel Yayıncılık, 4. Baskı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ey demir karyolalı, kareli yataklı, önleri dolaplı, tabureli loş, rutubetli koğuşlar, siz bile dileklerimizin amacı olabiliyorsunuz! Bu Allahın kırlarında hayat yemek, uyku, tütün, elbise kokuları dolu köşe bucaklarınızla siz bile yurdu hatırlatan masalımsı bir parıltı oldunuz!
Sayfa 50·Kitabı okuyor
Bahar geldi diye aldanma sakın, Ne baharlar gördüm kıştan beter. Hep baharlarda sevdiler beni, Belki de, sevdiler diye bahar sandım. Ya sevmelere aldandım, Ya baharlara. Hep baharlarda öldürdüler beni Hep sevdiler sandım...
Sebepler hiç değişmedi, Sonuçlar hep aynıydı.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Alıntı
Yürüdüğüm yollar hep yalnızlık...
Sayfa 55·Kitabı okudu
Alıntı