"Hayatın sadeliği ile huzurunu solumak için kalabalıkları, istekleri ve hırsları terkiye atmak; fazlalıklardan beklentilerden ve niteliksiz herşeyden uzaklaşmak lazım"
Modern dünya, bizi sürekli "daha fazlasına" sahip olmanın mutluluk getireceğine inandırmaya çalışırken, aslında gerçek huzur eksiltmekte saklıdır.
Bu bize meşhur "az çoktur" felsefesini ve kadim öğretilerdeki "terk" kavramını hatırlatıyor.
Bu sadeleşme süreci üç ana eksende gerçekleştirilebilir:
Zihinsel sadeleşme ile beklentileri bırakmak...En büyük yükümüz, olayların veya insanların bizim istediğimiz gibi olması gerektiği yanılgısıdır. Beklenti azaldıkça, hayal kırıklığı yerini kabule ve iç huzura bırakır.
Sosyal sadeleşme ve niteliksizden uzaklaşmak...Kalabalık her zaman zenginlik değildir. Çoğu zaman gürültüdür. Sadece "vakit öldüren" ilişkiler yerine, ruha değen az sayıda insanla derinleşmek, hayatın niteliğini bir anda yükseltir.
Maddi sadeleşme ve fazlalıklardan arınmak...Hırslar ve bitmek bilmeyen istekler, insanı kendi hayatının kölesi yapar. Fazla eşya, fazla borç, fazla sorumluluk... Bunları attığımızda geriye kalan boşluk, aslında özgürlüğün ta kendisidir.
"Mutluluk, sahip olduklarımızın değil, artık ihtiyaç duymadıklarımızın toplamıdır."
Bu bakış açısı, insanın kendi içine dönmesine ve "ben aslında neyim, neye ihtiyacım var?" sorusuna dürüstçe cevap vermesine imkân verir.
Yine de, bunun felsefesi güzel ama uygulaması "O kadar kolay mı?" dedirtiyor insana. Bu dinginliği soyut bir fikir olmaktan çıkarıp günlük hayatın içine, yani mutfak masasına, telefon ekranına ve ajandaya indirmek lâzım...
Hayatın sadeliğini somut adımlarla hayata geçirmek:
Dijital Alan: "Bildirim Orucu"...En büyük gürültü cebimizde. Niteliksiz bilgiden uzaklaşmanın en somut yolu budur. Telefonunuzdaki tüm sosyal