SOYGUN/ İSKENDER PALA
Osmanlı'nın Çalkantılı Döneminde Bir Soygun Hikayesi
Yıl 1826... Sultan II. Mahmut dönemi... Osmanlı İmparatorluğu'nun en kritik, en çalkantılı yılları... Yeniçeri Ocağı'nın kapatılmasıyla başlayan modernleşme süreci, hem askeri hem de idari yapıda büyük değişimleri beraberinde getirir. Ancak bu değişim, aynı zamanda kanlı bir iç savaşa ve tasfiyelere de sahne olur. Tarihe "Vaka-i Hayriye" olarak geçse de, bu olay, imparatorluğun içten içe kanadığı, padişahın yorgun, halkın ise gergin olduğu bir dönemin başlangıcıdır.
Mora İsyanı, Yunanların ayaklanması, Navarin Faciası... Tarihin tozlu sayfalarında yer alan bu gerçekler, romanın kurgusunda ustaca harmanlanmış.
Hikaye, yıllarca hırsızlıktan uzak kalmış ancak mesleğinde usta üç kişinin yollarının yeniden kesişmesiyle başlar. Bir müderris, bir mücellit, bir sarraf... Ortak hedefleri, sarayın en değerli hazinesi olan Kaşıkçı Elması'nı çalmaktır. Ancak yaşları ilerlemiş olan bu üçlünün eski çevikliği kalmamıştır. Bu nedenle, onlara yardım edecek bir koşucu ve bir de hırsız gerekir. Saraydan mücevher çalmak hiç de kolay değildir; sağlam bir plana ve disipline ihtiyaç vardır.
Planı yapan ekip lideri, her birine aslan, tavşan, ceylan, tûtî, porsuk, bukalemun, çakal gibi takma isimler verir. En şaşırtıcı olan ise bu işi veren kişinin, sadrazam olmasıdır! Bu tehlikeli görevin sonu nereye varacaktır? Görevi yerine getiremezlerse başları derde girecek, yakalanırlarsa daha büyük bir bela bekliyor onları. Tam bir "yukarı tükürsen sakal, aşağı tükürsen bıyık" durumu!
Tarih, polisiye ve edebi dilin ustaca harmanlandığı bu roman, okuru tarihin tozlu sayfalarında yolculuğa çıkarırken, bir yandan da heyecan verici bir soygun hikayesine ortak ediyor. İnsan doğası, hırs, ahlaki değerler gibi konuları da