Serhat Bayar’ın Eva’nın Doğuşu ile başlattığı felsefi bilimkurgu destanı, serinin devam kitabı olan "Kadim Irklar" ile kozmik ölçeğini çok daha yukarılara taşıyor. İlk kitapta evrenin "Eva" adında devasa, canlı bir organizma olduğunu öğrenen ve bu makro-bedende kendi varlığını sorgulayan insanlık, bu kez kozmosun derinliklerindeki diğer "sak sakinleri" ve "bağışıklık elemanları" ile karşı karşıya geliyor.
İşte serinin mitolojisini derinleştiren Kadim Irklar üzerine detaylı bir kitap incelemesi:
Kitabın Konusu ve Genişleyen Evren (Lore)
İlk romanda insanlığın uzaydaki yayılımının Eva’nın bağışıklık sistemini tetiklediği fikri işlenmişti. Kadim Irklar, bu tetiklenmenin ardından yaşanan kozmik tepkiyi merkezine alıyor.
Evren (Eva) milyarlarca yıldır yapayalnız değildir. İnsanlıktan çok önce var olmuş, evrenin farklı organlarında (galaksilerde) onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmiş ya da doğrudan Eva’nın biyolojik savunma mekanizması olarak evrilmiş "Kadim Irklar" uykularından uyanır. Yazar bu kitapta bizi şu sorularla baş başa bırakıyor:
Diğer zeki türler evrenle nasıl bir simbiyotik bağ kurdu?
İnsanlık, evrenin kanserli bir hücresi mi, yoksa evrimleşerek onun koruyucu bir parçası haline gelebilecek yeni bir aktör mü?
Antropolojik ve Sosyolojik Derinlik
Serhat Bayar, kitaba adını veren "Kadim Irklar"ı tasarlarken sadece görsel olarak canavarca ya da egzotik varlıklar yaratmakla kalmamış; onlara muazzam bir sosyolojik ve felsefi altyapı kazandırmış.
Kitaptaki her kadim ırk, aslında evrensel bilincin (Eva'nın) farklı bir yönünü veya bir organının işlevini temsil ediyor. Kimi ırklar mutlak bir kolektif akılla (kovan zihni) hareket ederken, kimileri evrenin entropisini (yaşlanmasını) yavaşlatmakla görevli kozmik işçiler olarak resmediliyor. İnsanlığın bu ırklarla