Puan vermedi
Soner Yalçın kimdir diye Soracak olursanız, Mesleğini ve bu meslekteki yeteneğini Belki de en iyi şekilde Kullanan bir kimsedir diyebilirim. Kitabın ilk sayfalarında ( önsöz kısmındaki ) Montaigne'ye ait söz ise Soner Bey'in artık daha gözü kara Bir kimse olmaya karar verdiğinin Benim açımdan en büyük göstergesidir. Ve yine aynı sayfada Tevrat'taki Âdem ve Havva'nın Cennetten kovuluş anlatıları üzerinden, Onlar sorumluluk almadılar Ve birbirlerini suçladılar, ( Yaratıcı'ya ithafen ) Bizler, bizi nasıl yarattıysan öyleyiz deyip Suçu Yaratıcı'ya atmak Kitabın önsözündeki mantık kurgusuna Ters düşmektedir. Şayet sizin ya da Kitabın editörlüğünü yapan beyefendi Ya da hanımefendinin gözünden Kaçmış bir şey ise bir şey diyemem. Ama bile isteye ve düşünülerek Kitabın ilk sayfalarına konulduysa Bu kitap daha ilk sayfadan Kendisiyle çelişiyor demektir.
1000Kitap
TağutSoner Yalçın · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2024395 okunma
Yedi Günlük Sessizlik
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Selam dostlarım Bu satırları yazarken parmaklarımın ucunda o garip tedirginlik var, çünkü Güneş Altunkaş resmen hepimizin o süslü yalanlarını, vitrin gibi dizdiğimiz o sahte mutluluklarımızı tek bir hamlede yerle bir etmiş. Ne ara bu kadar 'görülme' delisi olduk biz, ne ara en derin sızılarımızı bile bir beğeni uğruna pazara çıkardık? Kitabı kapattığımda içimde öyle devasa bir boşluk kaldı ki, meğer ben o boşluğu yıllardır telefonun o soğuk ışığıyla, başkalarının hayatlarını röntgenleyerek susturmaya çalışıyormuşum. Ama işte o ekran sönünce, o gürültü kesilince geriye kalan o çıplaklık o kadar ürkütücü, o kadar soğuk ki... İnsan kendinden kaçtıkça aslında ne kadar büyük bir hapishaneye gömülüyormuş, onu anladım. Psikolojik olarak hepimiz birer 'onay bağımlısı' haline gelmişiz. İçimizdeki o bastırılmış kaosla, o sakladığım irinli yaralarla yüzleşmemek için ruhumuzu her türlü gürültüyle boğmuşuz. Cihazlar sustuğunda geriye kalan o sessizlik aslında bir ceza değil, bir otopsideymişiz gibi kendimizi izlemekmiş. Biz meğer yan yana otururken bile ruhlarımızın arasına nasıl bu kadar utanç verici duvarlar örmüşüz? Birbirimizin gözünün içine bakmayı ne ara unuttuk da sadece piksellere aşık olduk? Gerçekten birbirimizi mi önemsiyoruz, yoksa sadece kendi yansımalarımıza mı aşığız? Cem, İpek, Kader, Emre ve Tuna... Bu beşli aslında bizim kuşağımızın o sahte cennetten kovuluş destanı gibi. Hele Cem... Onun o gruptaki herkesten farklı duran, o 'aykırı' ve vakur hali beni resmen darmadağın etti. Annesini kaybetmiş olmanın verdiği o bitmek bilmeyen sızıyla, babasıyla aynı çatının altında iki yabancı gibi yaşarken bile aslında o masadaki tek 'gerçek' kalp onunki. İpek’in, Kader’in, Emre ve Tuna’nın o telaşlı halleri, o telefonsuz kalınca yaşadıkları çıplaklık hissi aslında hepimizin o
Yedi Günlük SessizlikGüneş Altunkaş · Destek Yayınları · 202635 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·240 syf.··
2026 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2026 03:20
2026’nın ilk bitirdiğim kitabı Kayıp Cennet ile geldim. 1667’de yazılmış, destansı ve epik bir anlatıya sahip; hatta belki de bir şaheser. İnsanlığın en temel sorularından biri olan “Ben nereden geldim?” sorusuna, alışılmışın dışında bir alternatif sunuyor. John Milton, bu anlatıyı Şeytan’ın dilinden kuruyor ve belki de kitabın en çarpıcı yönü burada ortaya çıkıyor. Şeytan, ahlaki açıdan “doğru” bir kahraman olarak değil; Helenistik bir trajedi kahramanı gibi resmediliyor. İsyan, özgürlük, gurur ve kahramanlık kavramları sürekli sorgulanıyor; Şeytan’ın yüksekten düşüşü ise son derece güçlü bir şekilde işleniyor. Şiirsel anlatımı bana büyük bir okuma keyfi verdi. Ancak kitabı okurken, İslam’daki yaratılış anlatısı ile Hristiyanlıktaki yaratılış anlayışı arasındaki farka az da olsa hâkim olmak gerekiyor. Çünkü ilk bölümde Şeytan’ın Cennet’ten kovuluş nedeni bu fark üzerinden şekilleniyor: İslamiyet’te bu, Âdem’e secde etmeyi reddetmesiyle açıklanırken; Hristiyanlıkta Şeytan’ın İsa Mesih’in ilahi otoritesini kabul etmemesi üzerinden anlatılıyor. Şeytan, Cennet’te başmelek konumundayken Cehennem’e düşüyor ve Tanrı’ya savaş açıyor. İlk bölümde beni en çok etkileyen sahnelerden biri, Cehennem’den çıkarken karşılaştığı Günah ve Ölüm figürleri oldu. Günah’ın kızı, Ölüm’ün ise oğlu olarak anlatılması ve bu figürlerin Tanrı’ya karşı verilen savaşın ardından dünyaya inmesi, metni oldukça sarsıcı kılıyor. Şeytan bu savaşı kaybediyor; ardından sinsi planlarını devreye sokuyor. İlk insan Âdem ve eşi Havva’yı, yılan kılığına girerek yasak ağaçtan meyve yemeye ikna ediyor. Böylece insanın yeryüzüne sürgünüyle kitap sona eriyor. Milton’un yasak meyveyi bilgiyle ilişkilendirmesi ise benim için eserin en dikkat çekici ve en sevdiğim yönlerinden biri oldu. İncelememin sonuna gelirken
Kayıp CennetJohn Milton · Pegasus Yayıncılık · 20151,448 okunma
9/10
·238 syf.··
2025 77. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2025 00:00
Sezgin Kaymaz okumayı çok seviyorum (Okuduğum 10. kitabı olduğunu düşünülürse sevgim anlaşılır sanırım) Sezgin Kaymaz kitaplarını Emre Melemez seslendirmesiyle dinlemeyse bayılıyorum :) Storytel'den dinlemeden kendim okusaydım bu kadar beğenir miydim emin olamıyorum. Cenneten kovuluş hikayesini bir de Sezgin Kaymaz'ın kaleminden okuyun bakalım beğenecek misiniz :)
Ateş Canına YapışsınSezgin Kaymaz · İletişim Yayınevi · 2008628 okunma
10/10
·463 syf.··
Beğendi
·
2025 1012. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2025 22:15
CEBELAVİ SOKAĞI’NIN ÇOCUKLARI (Roman) Necib Mahfuz Necib Mahfuz (1911–2006), Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk Arap yazardır. Yazarın en tartışmalı eseri olan Cebelavi Sokağı’nın Çocukları, alegorik anlatımı nedeniyle Ortadoğu’da sert dini tepkilere yol açmış, hatta Mahfuz’un suikaste uğramasına kadar varan bir süreç yaratmıştır. Roman, görünürde sıradan bir Arap mahallesini anlatır; ancak asıl önemi, kişilerin, mekânların ve olayların tek tanrılı dinlerin tarihini simgeleyen büyük bir alegori oluşturmasıdır. Mahfuz, insanlık tarihini Âdem’den Bilim Çağı’na kadar uzanan bir çizgi üzerinde sembolik biçimde yeniden kurar. Alegorik Karakter ve Kavramlar • Edhem → Âdem (Başlangıç, cennetten kovuluş) • Cebel → Musa (Dağ, şeriat, mazlumları kurtarma) • Rıfat → İsa (Merhamet, mucize, çile) • Kasım → Muhammed (Yeni düzen ve toplumsal örgütlenme) • Arif → Bilim Çağı (Vahiy yerine deney ve akıl) • Cebelavi → Tanrı • İdris → İblis • Cebelavi’nin Evi → Tanrısal mekân / Kâbe • Cebelavi Sokağı → İnsanlık tarihi • Büyük Kayıt Defteri → İlahi kitaplar / kader • Zorbalar → Tarih boyunca ortaya çıkan despotlar • Halk → İnsanlık topluluğu (kötülük–umut döngüsü) Alegorik Olayların Özeti • Edhem’in sürgünü → Âdem ve Havva’nın kovuluşu • Cebel’in dağa çıkışı → Musa’nın vahiy alması • Rıfat’ın mucizeleri ve ölümü → İsa’nın çilesi • Kasım’ın savaşları → İslam’ın kuruluşu • Arif’in araştırmaları → Bilimin hakikati arayışı Romanın Ana Düşüncesi
Cebelavi Sokağının ÇocuklarıNecib Mahfuz · Turkuvaz Kitap · 20172,587 okunma
“ Mirasçılar “
8/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2025 98. kitabı
Golding, bu kitabında insanın köklerine inmiş ama bunu bilimsel bir dille değil, neredeyse kutsal bir ağıtla yapmış. Bence bu roman, sadece geçmişi anlatmıyor bizim kim olduğumuzu, neleri kaybederek “insan” olduğumuzu sorgulatıyor. Neandertallerin gözünden anlatılan bu hikayede ben sürekli bir masumiyetle karşı karşıya kaldım. Onlar doğayla bir bütün düşünceleri saf, dilleri sade, duyguları temiz. Aralarında bir kötülük, bir hesap yok. Ama sonra “Yeni İnsanlar” çıkıyor karşılarına yani biz, modern insanın ataları. Onlar kurnaz, korkak, hesap yapan varlıklar. Ve işte tam burada Golding’in kalemi insanın karanlığına saplanıyor. Çünkü zekamızla hayatta kalıyoruz, ama kalbimizdeki merhameti öldürüyoruz. Ben bu hikayede Neandertallerin tarafındayım. Çünkü onların saflığı, insanda artık bulunmayan bir zarafeti hatırlatıyor bana. Onlar doğayı anlamaya çalışmıyor, onunla yaşıyorlar. Biz ise onu fethetmeye kalktık ve sonunda kendimizi de yok ettik. “Mirasçılar” aslında biziz, ama kötü bir mirasın varisleri gibiyiz. Aklı miras aldık, kalbi kaybettik. Kitap bana mitolojiyi hatırlattı. Prometheus’un ateşi çalması gibi, insan burada da doğanın elinden bir şey çalıyorlar o da güç ama o güç bir lanet. Cennet’ten kovuluş hikayesi gibi… Neandertaller o saf bahçeden kovuluyor. Çünkü biz, “yeni insanlar”, onların yerini almak istiyoruz. Bu da bana Herakleitos’un o sözüne getirdi; “Savaş her şeyin babasıdır.” Evet, burada da öyle. Türler arası bir savaş var. Kazanan insan oluyor, ama insanlığını kaybederek. Golding’in dili yer yer bulanık, bilinç akışı gibi. Ama o karmaşa bana Neandertallerin zihin yapısını hissettirdi. Sanki dünyayı anlamaya çalışan bir çocuğun içinden konuşuyor. Bazı yerlerde sanki hikaye yarım kalmış gibi geliyor. Ben de tam öyle hissettim sanki bir şey eksik.
Edebiyat
MirasçılarWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024146 okunma