gençliğimde bir lokantaya gittiğim zaman garsona, “iyi bir parça, çok iyi bir parça, filetodan, fazla da yağlı olmasın” derdim. garson, isteğime dikkatini vermek şöyle dursun belki de beni duymazdı bile ve sesimin mutfağa ulaşıp aşçıyı etkileme ihtimali daha da zayıftı, tut ki ulaştı, belki rostonun tamamında iyi bir parça yoktu. artık hiç bağırmıyorum.
benim bilgeliğim zum gebrauch für jedermann [herkesin kullanması için] değildir ve insanın ihtiyat ilkelerini kendine saklaması daima daha ihtiyatlıcadır.
umut sadakatsiz bir dümencidir. umut prometheus’un güvenilmez hediyelerinden biriydi; ölümsüzlerin önceden bilme yeteneği yerine insanlara umudu verdi.
hakikat için geçerli olan mutluluk için de geçerlidir: kişi ona sahip olmaz, onun içinde olur. aslında sarmalanmış olma duygusundan başka bir şey değildir mutluluk: annenin içindeki o ilk sığınağın sonraya kalmış imgesi. ama işte bu yüzden, mutlu kişi hiçbir zaman mutluluğunun farkında olamaz. mutluluğu görebilmek için dışına çıkması, yeni doğmuş gibi olması gerekir. “mutluyum” diyen yalan söylüyor ve bu mutluluğa başvurmakla ona karşı suç işliyordur. ancak “mutluydum” diyen kişi sadıktır mutluluğa. bilincin mutlulukla tek ilişkisi şükrandır. hiçbir şeyle kıyaslanamayacak haysiyeti de oradan gelir.