“Bir şeyi bir türlü anlayamıyorum ben. Şimdi farz et ki Curley iriyarı birinin üstüne atlayıp onu yendi boksta. Herkes Curley'nin ne kadar iyi bir dövüşçü olduğunu söyleyecektir. Şimdi bir de tersini düşün, diyelim ki iriyarı biriyle dövüştü ve yenildi. İşte o zaman da herkes iriyarı adamın kendi sıkletinde biriyle dövüşmesi gerektiğini söyler, hatta belki de toplanıp hep beraber ona saldırır. Hiç adil değil. Her dururnda kazanan Curley oluyor."
“Yemek kötü, ondan gidiyorum dedi. Bence sıkıldı, başka bir çiftliğe gitmek istedi. Yemeği de bahane etti. Bir gece, ayrılma vaktinin geldiğine karar veren tüm işçiler gibi, 'kapayın benim hesabımı da gideyim ben' dedi."
"Unuttum," dedi Lennie alçak bir sesle. "Unutmamak için elimden geleni yaptım. Tanrı şahidim olsun, çok uğraştım
unutmayayım diye George."
"Tamam, tamam. Söyleyeceğim yeniden. Nasıl olsa yapacak başka bir işim yok şu an. Hayatımın kalan kısmını hemen
unutman için sana bir şeyler söyleyerek geçirebilirim de aslında, ben sana bir şeyler tembih ederim, sen unutursun, ben
bir daha anlatırım."
Ama, ben daha neydim ki o sıralar, başkalarının bizi hor görmesini küçümseyecek ruh büyüklüğünü gösterebilir miydim? Hem sonra büyük isteğimle gitgide artan birçok toplumsal kusurun benliğime sızmakta olduğunu da duymuşumdur belki.
Başladığım kitabı, kötü de olsa bitirmek huyundan Fethi Naci’nin bir sözü
sayesinde kurtuldum: “Karpuzu kestin. Baktın ki kabak. Gene
de zorla yiyecek misin o karpuzu?” demiş Fethi Naci.