Kerim Şimşek

Kerim Şimşek
@ksimsek17
bu dünyaya ait her yanlışa meraklı
Hayat efsaneyi tekrar eder!
7/10
·211 syf.··
2020 132. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2020 00:52
Kırmızı Saçlı Kadın, Orhan Pamuk'un 2016 yılında çıkan son romanı. Kitabı bitirdikten sonra Orhan Pamuk'un kitabını anlattığı bir video izledim. Yaşanmışlıklarla ve hayal gücüyle bezenmiş bir roman görmüş oldum. Bütün edebî eserler böyledir elbette. Ancak bizzat yazarın ağzından dinlemek acayip bir his. Beslendiği anları, anıları anlatırken tekrar romandaki olayların içine girmek ve kurgunun bir parçası olmak müthiş. Romanda iki efsane bağlamında bir baba-oğul ilişkisi ile bir aşk hikâyesi anlatılıyor. Başkahramanımız Cem, babasının evi terk etmesi nedeniyle babasızlıkla büyümüştür. Bir yandan babasının başında bulunmasını istemezken öte yandan babasının yokluğunu sürekli hissetmektedir. Orhan Pamuk bu noktada aile otoritesine gönderme yapmış. Babalar, sürekli çocuklarını yönlendirdiği için "birey" olmalarında bir engel durumundayken bazı anlarda da gölgesini dahi aradığımız bir güç durumundadır. Cem, bu çatışmayı yaşamaktadır. Bir kuyucu ustası Mahmut Usta'yla İstanbul'a yakın bir kasabaya kuyu açmaya gittiklerinde Mahmut Usta'yı sürekli "olmayan" babasıyla mukayese eder. Bazen onu kendine çok yakın hissederken bazen onu hiçe sayar. Gittikleri kasabada çadır tiyatrosunda oyunculuk yapan "Kırmızı Saçlı Kadın"a ilk görüşte, birdenbire tutulur üstelik. O çatışmanın üstüne bir de aşk darbesi yer Cem. Üstelik kendisinden yaşça büyük bir kadına. Sürekli onu takip eder, ona yakın olmak ister. Onu görme umuduyla penceresini gözetler. Aşkın bir adı da umuttur. Kitaptaki sürekli olarak iki efsanenin adı geçer: Oedipus ve Firdevsî'nin Şehrazat'ı. Bu iki eserin ortak noktası baba-oğul arasındaki ilişki. Oedipus'ta bilmeden öldürülen baba... Şehrazat'ta bilmeden öldürülen evlat... Cem bu iki eserin etkisinden bir türlü kurtulamaz. Bu iki eserle ilgili daha çok bilgiye, birikime
Edebiyat
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kabuğunu Kırmak Meselesi
Puan vermedi·88 syf.··
2020 130. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2020 02:21
"Yazı makinesi" diyebileceğimiz yazarlardan biridir herhalde Stefan Zweig. Çok fazla kitabı var, iyi ki var. Ancak bugüne kadar dört kitabını okudum sadece. Ve okuduğum kitaplarda aradığım lezzeti buldum. "Olağanüstü Bir Gece" sayesinde olağanüstü bir gece geçirmiş oldum. Bir solukta okunacak kitaplardan biri. Kitaptaki olaylar bir gecede gerçekleşiyor. Bir gecede okumak gerek. Binbir gece hissetmek... Binbir gece düşünmek... Peki nedir bize hissettirilmek, düşündürülmek istenen şey? Kabuğunu kırış, kendinin farkına varış, kendini gerçekleştiriş, yalnızlıktan kaçış, kendini buluş... Hepimiz bir çevrenin içine doğarız ve o çevre büyütür bizi. Dolayısıyla o çevrenin yaşamına benzer yaşamımız. Kitabımızın kahramanı kendi doğduğu ve büyüdüğü çevredeki yaşantısından memnun değil. Tekdüze bir hayat. Monoton bir hayat. Kendi tabiriyle "hatasız, duygusuz, dünyadan kopuk" bir hayat. Kahramanımız 36 yaşında... Ve bu yaşına kadar hayatı hissetmemiş. İçinde yanan bir ateş var. Fakat bulunduğu çevre tarafından ayıplanmamak için ve de alışkanlıklarından kopamayacağını düşündüğü için cesaret edip hayata atılamıyor. Ta ki o geceye kadar... O olağanüstü geceye kadar... Öncelikle bir at yarışında bir kıpırdanış yaşıyor kahramanımız. At yarışını büyük bir heyecanla, hırsla takip eden insanlara imreniyor. İçinde bir şey uyanıyor sanki. Sonra bir kadın tarafından "uyarılıyor". Bir rastlantı sonucu kendisi de o insanlar gibi yarışın içine dahil oluyor. O an kendisinin farkına varıyor adeta. Nefes aldığının, yaşadığının, hissettiğinin, kalbinin... Ondan sonra eski hayatı gözünün önünden geçiyor ve uzaklaşmak, yeni hayatına başlamak istiyor. Heh, olağanüstü gece orada başlıyor! Evine dönmüyor ve benzemek istedikleri insanların içine karışıyor. Orada kahramanımız içinde bastırdığı
Edebiyat
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,8bin okunma
Öğretmenin gücü adına
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2020 127. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2020 00:50
Doğan Cüceloğlu bu kitabında öğretmenin gizil gücünü ortaya koymaya çalışıyor. Bunu da yaşanmışlıklardan hareketle yapıyor. Kitabın etkisini artıran bir husus bu. Çünkü bir işin teorisiyle pratiği çok farklı işleyebiliyor. Bu iş de "insan"la yapıldığı için farklılıklar daha fazla olabiliyor. Öğretmen-öğrenci ilişkisinden bahsediyorum. "Eğitim Bilimleri" konusunda teorisine ne kadar hakim olsa da öğretmen sınıf içinde -insan olduğu için- bildiklerini, okuduklarını uygulayamayabiliyor. Çünkü benim nazarımda yaşayarak özümseyebiliriz ancak. Heh tam da burada kitaba dönecek olursak Doğan Cüceloğlu takipçilerinden öğretmenleriyle olan anılarını mektup olarak yazmalarını istemiş. Gelen mektuplardaki öğretmen tiplerinden hareketle "öğretmenin gücü"nü ortaya koymuş. Ben kendi adıma bir öğretmen olarak bu kitaptan çok şey çıkardım. Eğitim ve öğretim birbirini tamamlayan iki unsur. Ancak "eğiticilik" göz ardı edilebiliyor ne yazık ki. Uzun süreli bir öğretmenlik geçmişim olmamasına rağmen yaşadıklarım bir bir gözümün önüne geldi. Birçok ders çıkardım diyebilirim. Bir daha tekrarlanmaması tek dileğim. Öğrencileri iyiye, doğruya, güzele yönlendirmek için evvela kendimiz iyilikten, doğruluktan, güzellikten yana olmalıyız. Onlar da birer insan. Onların da kendine has dünyası var. Kendi dünyalarında kendine ait sorunları var. Robot muamelesini hak etmiyorlar. Yahut bir askermiş gibi emirler yağdırılmayı da... Sevgiye ihtiyaçları var, ilgiye, güvene, değere... Bu minvalde "öğretmen olmanın bilincine varmış ve niyetinin saflığını keşfetmiş bir öğretmen" olabilmenin heyecanıyla kitabı sonlandırdım.
Eğitim
Öğretmenim Bir Bakar mısın?Doğan Cüceloğlu · Final Kültür Sanat Yayınları · 20187,6bin okunma
Umuttan Umutsuzluğa
9/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2020 125. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2020 18:08
Beklentiler sadece üzer, diyoruz başkahraman Drogo için. Nice umutlarla subay oldu. Nice kahramanlıklar yapıp adından söz ettirecekti. Altın harflerle adını tarihe kazıtacaktı Drogo. Ah Drogo, vah Drogo! Fakat hayat Drogo'nun umduklarını çıkarmadı karşısına. Günler geçti, haftalar geçti, aylar geçti, yıllar geçti... Drogo umudunu hep diri tutuyordu. Umudu diriydi de ya bedeni? Evet, bedeni Drogo'nun yıllardır beklediği günü görmesine mani oldu ne yazık ki. Ah Drogo vah Drogo! 20'li yaşların başında tozpembe hayaller gören, büyük büyük beklentilere giren, büyük büyük umutlar besleyen Drogo... 50'li yaşlarında, ömrünün sonuna doğru geldiğinde ne boş hayaller kurduğunun, ne boş umutlar beslediğinin farkına varan Drogo... Umuttan umutsuzluğa doğru giden Drogo... Aslında umut etmek hata değil elbette. Allah var, umut var. Ama olmayacak şeyleri umut etmek hatadır. Drogo da böyle bir hataya düştü. Düştü ve farkına vardı. Farkına varışıyla bitirelim: “Kalenin tepelerindeki kuşkulu bekleyiş, kuzeydeki boş ovanın incelenmesi, kariyer konusundaki kaygılar, bekleyişle geçen uzun yıllar küçücük basit bir şeye dönüşüverdi.” (syf.231).
Edebiyat
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
İçinizi temiz tutun!
Puan vermedi·261 syf.··
2020 109. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2020 19:55
Kitabı başladığımda bir çocuk kitabı gibi gelmişti bana. Okudukça yetişkinler için önemli mesajlar içerdiğini gördüm. İkinci Dünya Savaşı'nın bizzat içinde bulunmuş yazar William Golding, savaştan kaçan çocukların yaşadıkları kaza sonucu düştükleri adada yaşam ve kurtuluş mücadelesi vermesini anlatıyor. Burada bahsedilen savaş İkinci Dünya Savaşı değil ama yeni bir savaş. Atom savaşı. Neyse mevzu bu değil elbette. Yaşları 6 ile 12 arasında değişen bu çocukların içinde iyiler de kötüler de var. Çocuklara biz masum gözüyle bakarız hep. Yazar bu bakış açımızı yıkıyor adeta. Özellikle Jack'in adayı yaşanmaz hale getirmesi korkunçtu. Simon'un ve Domuzcuk'un ölümü de. Domuzcuk demişken bilgece tavırları ve aklın, mantığın yanında olmasıyla daha kitabın başında samimiyetimi kazanmıştı. Simon da etini Domuzcuk ile paylaşınca gönlüme girmişti. Kitabın sonunda çevirmen Mina Urgan'ın incelemesi fazlasıyla yeterli. Kitaptan kendi adımıza çıkaracağımız şey şudur ki: Sineklerin Tanrısı içimizde. İyilik de kötülük de içimizde. Güzellik de çirkinlik de içimizde. Doğruluk da yanlışlık da. Biz iyiliğin, güzelliğin, doğruluğun önemine ve değerine önce kendimizi inandırmamız gerekiyor. Çünkü iyilik, güzellik, doğruluk bulaşıcıdır. Bulaştıralım. Kendimizden başlayarak çevremize... Çevrelerden çevrelere... Eheheh biz de az hayalperest değiliz. Lafta kalacak şeyleri konuşmayı da severim. Sağlıcakla...
Edebiyat
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,4bin okunma