Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar... Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, "Ben Avrupalı'yım," demeğe başladı, "Asya bir cüzzamlılar diyarıdır." Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: "Hayır delikanlı," diye fısıldadılar, "sen bir az-gelişmişsin." Ve Hıristiyan Batı'nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir "nişân-ı zîşân" gibi gururla benimsedi aydınlarımız.
Sayfa 98·Kitabı okuyor
Kur'an nazil olmasaydı ne olacaktı? Türkler vatan sahibi olmasaydı ne olacaktı? Bu ikisi karşımıza birbirin den bağımsız suallermiş gibi çıkıyor; ama herkim ne kadar uğraşırsa uğraşsın bunlara iki farklı cevap bulamayacaktır. Her iki sualin cevabı da tıpatıp aynıdır: Kur'an belli bir çağ da, belli bir yere indirilmeseydi ve Allah Türklere tarihin bir kavşağında vatan nasip etmeseydi küffar bütün dünyanın hâkimi sayılacak, küfür düzeninin karşısına bir gücün çıkamayacağı zannı bütün dünyayı kaplayacaktı.
Sayfa 182·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
** Küffâr-ı şerîat, putlara ibadet edip kâfir oldukları gibi, küffâr-ı hakayık da kendi sahte varlıklarına taptıkları içün müşrik olurlar.
Din
Filistinliler ile küffar yahudiler arasındaki farka binaen;
"De ki siz ile biz asla aynı değiliz. Bizim ölülerimiz cennette, sizin ölüleriniz cehennemdedir. Onun için bizimle sizin aranızda eşit olabilecek bir şey yoktur!"
Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…
Bu âleme nisbetle sultan, âdemoğullarının bedenine nisbetle kalb mesabesindedir. Üstte anlatılan mânâya göre, bir kalb yararlı olursa beden de yararlı olur; fasid olunca beden de fasid olur. Bunun gibi, sultanın salâhı da âlemin salâhı sayılır; fesadı dahi âlemin fesadıdır. İlk asırda ehl-i İslâm üzerine cereyan eden hadiselere bir bakmaz mısın? İslam'ıj tam gurbeti, ehlinin çaresizliği, azlıkları ve zaafları olmasına rağmen ne getirmiştir... Şu durum hariç: Müslümanlar dinleri üzerinde sabit kalmışlar, küffar ise küfürleri üzerinde durmuşlardır. Yanj, kuvvetleri, saltanatları olmasına rağmen, Müslümanlar üzerine hiçbir küfür hükmü yürütülememiş, kâfirler Müslümanların hiçbir işini değiştirememişlerdir. Allah'ü Teala'nın şu kavli bu mânâyı anlatır: "Sizin dininiz size; benim dinim bana." (109,6) Ama geçen asırda, istila ve galebe yoluyla İslam diyarında kâfirler hükümlerini yürütmüşlerdir. O kadar ki, Müslümanlar, İslâm ahkâmını izhar etmekte dahi, âciz kalmışlardır. O derecede ki kâfirler izhar edeni öldürmüşlerdir. Ne kadar yazıktır ki, bu musibet, bu hüzün ve hasret Muhammed Resûlullah Mahbub-u Rabbil-âlemin'i tasdik edenlerin başlarına gelmiştir. Zelil düşmüş, kıymetleri de yok olmuştur. Ama, onu inkâr edenler, son derece izzet ve itibar görmüştür. Müslümanlar yaralı kalbleri ile İslâmın taziyesine otururken, kâfirler, alaya ve eğlenceye alarak onların yaralarına tuz ekmişlerdir. Hidayet güneşi, dalâlet ufkunda perdelenmiştir. Hak nuru, önüne bâtıl perdesi çekildiğinden, ayrılıp gitmiştir.
Sayfa 171 - 1. Cilt, 47. Mektup·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam