Puan vermedi·112 syf.·
2026 455. kitabı
Sağırlar sessizliğe inanmaz. "Sessizlik, işitenlerin icadıdır.” İlya Kaminsky Kuşatılmış bir kasaba (Vasenka), kasaba meydanında askerlerin vurup öldürdüğü sağır bir çocuk (Petya) ve çocuğu öldüren silah patladığı anda sağırlaşan kasaba halkı. Çocuğun ölümünün ardından kasabaya çöken sessizlikte, sağır halk işaret diliyle bir direniş örgütlemeye başlıyor. Bir taraftan da ilk çocuklarını bekleyen Alfonso-Sonya çiftiyle kasabadaki kukla tiyatrosunun sahibesi Galya Ana’nın hikâyelerini takip ediyoruz. Askerler sağırlığı “salgın hastalık” ilan ediyor, Galya’nın kuklacılarıysa gündüzleri Vasenkalılara işaret dilini öğretip geceleri usulca askerleri öldürüyor. Ama Sağır Cumhuriyet sadece bir ağıt değil, aynı zamanda ümide, direnmeye, yaşama sevincine yazılmış coşkulu bir methiye. Tek bir şiir geleneğinden beslenmediği gibi tek bir duygudan da beslenmeyen Kaminsky, acıyla, şiddetle ve baskıyla beklenmedik, heyecan verici başa çıkma yolları hayal ediyor. Sağır Cumhuriyet, şiirlerle kurulmuş bir tiyatro oyunu gibi okuduğumuz bir mesel. Rus asıllı Amerikalı şair Ilya Kaminsky, üzerinde on beş yıl çalıştığı bu benzersiz kitapta işgal altındaki bir ülkede yaşananların hikâyesini anlatırken şiddet ve baskı karşısındaki sessizliğimiz, sessizliğin türleri, sessiz bırakılmakla sessiz kalmaya karar vermek arasındaki fark üzerine düşünüyor. Sağır Cumhuriyet
Siyaset & Politika
Sağır Cumhuriyetİlya Kaminsky · Harfa Yayınları · 2020211 okunma
İnsandan duygularını alırsanız ne olur?
7/10
·216 syf.·
2026 22. kitabı
İthaki BKK serisinden, kurgusunda bilim-kurgu barındıran bir kitap okumuş olmanın memnuniyetini baştan belirtmem gerekir. Zira her ne kadar seriyi seviyor ve de koleksiyoner edasıyla, okuyamasam da topluyor olsam dahi, "bazı kitapların bu seride ne işi var" diye sormaktan kendimi alamıyorum doğrusu. Neyse ki bu sefer böyle bir durum yaşamadım, gelgelelim okuduğum kitaptan etkilendim mi? Ehhh işte... Kendi halinde, Mill Valley adında bir kasabada gelişiyor olaylar. Baş karakterimiz Doktor Miles, eski yangını, yeni boşanmış Becky Hanımın, muayenehanesine gelmesiyle ufak çaplı bir bocalama yaşıyor. Kendisi de yeni boşanmış, "ulan acaba bu bir işaret mi" gibilerinden kafasında türlü çakallıklar dolandırırken, işin aslının başka bir sebepten olduğunu öğreniyor. Becky, kuzeni Wilma'nın yaşadığı bir problemden ötürü yardımını istiyor Miles'ın (yine hüsrağğnnn... yok yok merak etmeyin, çiftimiz öylece ayrı yollara gidip, Becky hemen denklemden çıkmıyor). Wilma, amcası Ira'nın, aslında amcası olmadığını düşünüyormuş meğer. Bir terslik sezinleniyor, ki genelde böylesi, özellikle de duygusal sapmalar, terslikler, ya kadınlar ya da çocuklar tarafından sezinlenir. Hakkınızı vermek lazım ;) Neyse, gidiyorlar beraber, amcayla sohbet muhabbet... Pek ikna olmuyor doktorumuz ve böylesi ikna edilemeyişlerin akabinde, kaçınılmaz olan şey gerçekleşip, doktorumuzun psikiyatr arkadaşına havale ediliyor Wilma. Fakat buna benzer vakaların sayısı artarak devam edince işin rengi değişiyor. Üstüne üstlük, kasabanın edebiyatçısı da evinde bir ceset bulup durumu doktorumuza anlatınca (ne hikmetse), işler iyice girift bir hale bürünüyor. Buraya kadar bahsetmekte bir beis görmüyorum, bunu girizgahtan sayalım. Sonrası ise işin bilim-kurgu tarafı... Aslına bakarsanız, "insandan duygularını alırsanız,
Bilim-Kurgu
Beden Kemiricilerin İstilasıJack Finney · İthaki Yayınları · 20267 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·104 syf.··
2026 51. kitabı
Byung-Chul Han’ın Psikopolitika eserinde Foucault’nun 19. ve 20. yüzyılı açıklamak için kullandığı "Biyopolitika" (bedenleri terbiye eden, nüfusu kontrol altında tutan iktidar) kavramının artık miyadını doldurduğunu ilan eder. İçinde bulunduğumuz dijital ve neoliberal çağda iktidar artık bedenimizle değil, doğrudan psişemizle (ruhumuzla, zihnimizle) ilgilenmektedir. İşte bu, Psikopolitikadır. ​ ​Han, kitabın merkezine muazzam bir paradoks yerleştirir: Özgürlüğün kendisi, bir sömürü aracına nasıl dönüştü? ​Eski disiplin toplumlarında köle ve efendi, işçi ve patron belirgindi. Baskı dışarıdan geliyordu, dolayısıyla işçinin isyan edebileceği somut bir düşman vardı. Neoliberalizm ise bu dışsal baskıyı tamamen ortadan kaldırdı ve yerine "kendinin girişimcisi" (bireysel proje) kavramını koydu. ​Modern insan, kendi isteğiyle çalıştığını, kendini gerçekleştirdiğini ve özgür olduğunu düşünür. Oysa Han’a göre bu özgürlük, sömürünün en tepe noktasıdır. ​Artık bizi kırbaçlayan bir patrona gerek yoktur; çünkü kendi içimize yerleştirdiğimiz o acımasız patron, bizi 7/24 çalışmaya zorlar. Başarısız olduğumuzda suçu sisteme değil, tamamen kendi yetersizliğimize (öz-güvensizliğimize, motivasyon eksikliğimize) atarız. Bu da toplumsal bir devrimi ya da protestoyu imkansız hale getirir; çünkü insan artık sisteme değil, kendine kızgındır. ​ ​Klasik iktidar teknikleri yasaklardı, engellerdi, cezalandırırdı ve "Hayır" derdi. Han, neoliberal iktidarın ise tam aksine son derece sevimli, davetkar ve "Evet" diyen bir yapıda olduğunu söyler. Buna "Akıllı İktidar" der. ​Neoliberal iktidar, insanları boyunduruk altına almak için onları bastırmaz, aksine onları tüketmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya ve kendilerini sergilemeye teşvik eder. ​Bu iktidar biçimi bizi acıtmaz, aksine hoşumuza gider. Bizi
PsikopolitikaByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20191,048 okunma
2/10
·125 syf.··
2026 44. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 18:12
Orhan Kemal, bu romanda toplumsal cinsiyet rollerini altüst etme iddiasıyla yola çıksa da aslında felsefi ve edebi olarak bu iddianın altında ezilen kaba bir yer değiştirme denemesi sunuyor. Sistemdeki eril ve mülkiyetçi kodlara hiç dokunmadan sadece etiketleri değiştirdiği için, ortaya yaşayan karakterler yerine yazarın elinde oynayan yapay kuklalar çıkıyor. Kadın fıtratının özünde var olan o latiflik, zarafet ve kapsayıcılık, güç yer değiştirdiği an anlaşılmaz bir şekilde buharlaşıyor ve yerini "erkek taklidi" kaba bir hoyratlığa bırakıyor. Üstelik yazarın, bir erkeğin ezilmesi ve namus baskısı altında pısırıklaşması üzerinden kadın okuyucunun içinin rahatlayacağını, bir tür intikam hazzı duyacağını varsayması, kadının vicdan ve adalet duygusunu tamamen küçümseyen, oldukça iğreti edici bir yaklaşım. İşin içinden o dönem için ilginç sayılan parodi havasını çıkardığınızda ise geriye sadece dilsel açıdan sığ, kendini tekrar eden, gürültülü ve boş bir mahalle muhabbeti kalıyor; bu da edebi derinlik ve nitelikli bir üslup arayan okur için sabır zorlayan tam bir vakit kaybına dönüşüyor.
Tersine DünyaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20214,124 okunma
9/10
·36 syf.··
2026 31. kitabı
ORMANIN KALBİ YAZAR: FİLİZ ÇANKAYA UZUN YAYINEVİ: MAHLAS ÇOCUK YAYINLARI PUANIM: 10/9 Merhabalar... Bugün @mahlascocuk çıkan @filiz_cankaya_uzun kaleme aldığı #ormanınkalbi kitabı ile geldim Miniklerin çok beğeneceği ve okurken eğleneceği keyifli bir kitap. Gelelim kitabın konusuna; Muhteşem bir ormanda yaşayan küçük Poli, denizde serinlemeyi ve en sevdiği arkadaşı olan Bay Kukla ile oynamayı çok sever. Poli, bir gün düşünür ve neden Bay Kuklada serinlemesin der ve Bay Kuklayı da yanına alarak denize dalar. Çok eğlenirler fakat birşeyler ters gitmeye başlar. Bir de bakar ki kuklanın kulağı yok ve gözleri kaymaya başlamıştır. Hemen etrafta kuklanın kulağını aramaya başlar. Tam o an da gelen dalga ile kuklanın tüm yüzü su ile birlikte kaybolur. Poli'nin elinde sadece kullanın gövdesi kalır. Poli, kaybolan parçaları bulmak için çabalarken gelen dalganın etkisi ile düşer ve Kuklayı tamamen kaybeder. Peki sizce Poli, arkadaşı Bay Kuklayı bulabilecek mi? #reklam değil #çocukkitabı #kitaptanıtımı #kitapyorumu
Ormanın KalbiFiliz Çankaya Uzun · Mahlas Çocuk Yayınları · 20261 okunma
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 149. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere Cesaret serisinin üçüncü kitabı olan Kuklacı ile geldim. Alev serim diyebilirim Ateş Dağlı olduğu için alev asla değil. Babası mafya olsada oğlu ajan olan Ateş Dağlı ile tanışmıştık zaten bir önceki kitapta. Yaşadığı büyük kayıplar sonrası intikam duygusuyla hayatına yön veren Ateş, mafyanın önemli isimlerinden Hakim Ayazoğlu’nun hayatta kalan tek varisi Duru Su’yu önce kötülerin elinden kurtarmış, ardından güvenini kazanmıştı. Fakat öyle bir halde bırakmak zorunda kalmıştı ki Duru Su, mutluluğu bulduğunu sandığı anda büyük bir acıyla sarsılmıştı. Aradan geçen üç yılda ihanetlerle yüzleşen Ateş önce kaçak, ardından tutsaklığa mahkum edildi. Ama yine bir şekilde yeniden özgürlüğüne kavuşurken aklında sadece Kızıl var. Duru Su ise yaşadığı hayal kırıklıklarını uzun süre atlatamaz. Babasının davranışları ve çevresinin bakışları onu içine kapanmaya iter. Tek teselliyi kendinde bulur ve duygularını gizlemek için güçlü, sert duvarlar örer. Artık herkesin gözünde dik başlı ve soğukkanlı bir kadına dönüşmüştür. Ateş Dağlı, geçmişteki yaptığı hataları nasıl düzelteceğini bilmiyordu. Çünkü insan öğrendiklerini uygulardı kimse ona öğretmemişti. Çok bocaladı öğrenmek istedi zor oldu ama oldu diyebilirim. Bir insan yabancı olduğu duygulara yaptığın yanlışlara öğrendikleriyle karşılık vermez mi? Hakim bey kızını resmen tepside sundu bittin mafya alemine. Ama Ateş buna izin vermez. Şimdi kuruldaki tüm kötülerin iplerini eline alma vakti gelmiştir. Aslında herkes onu Hain olarak görüyordu. Çünkü tüm sevkiyat patlıyordu ama içlerindeki ispiyoncu asla aklınıza gelmeyecek birisi. Ah şu köpek Gökmen nasıl sinir oldum sana nasıl ama. Neyse Ateş en büyük meselesi, açıklama yapmadan geride bıraktığı Duru Su’ya kendini anlatamıyor bir türlü onada ayrı üzülüyorum.
KuklacıMüjde Aklanoğlu · Hasrem Yayınları · 20257 okunma