10/10
·120 syf.·
2026 20. kitabı
“Bil ki senin işlediğin hayırlı ameller Allah'ın sana ihsanındandır. Allah'ın huzuruna kabul etmediği biri namaz dahi kılamaz. O nedenle kula ait hiçbir şey yoktur.” Ahir zamanda göğsü daralmayanımız var mı? Ruhumuza ağır gelen bir zamanın, göğsümüzde bir nefeslik ferahlık bulamadığımız zamanın fanileriyiz… Belki hiçbir çağda çinde bulunduğumuz zaman kadar işgal edilmemişti insanlığın zihinleri ve kalpleri… Bunda şüphesiz teknolojinin gelişmesiyle hayatımıza karışan çoğu şeyin, değişen anlayış ve zihniyetin de payı var. İnsanlık: hakikatten uzaklaştı. Gözlerimizi kapadığımız gerçekler göğsümüzde birikiyor.. Hazların peşinden koşarken içimizdeki bunalımı nereye kadar erteleyebileceğimiz konusunda en ufak fikrimiz de yok.. Evet göğsümüz daralıyor… Kitabın adını gördüğümde bu sebeple heyecanlandım. Kitap da hacim olarak küçük olmasına rağmen derinlikli yapısıyla okurunu bu konuda yanıltmıyor. Şüphesiz nefsin peşinden koşarken daralan göğsümüz, daralma sırasını bu satırları okurken nefsimize bırakıyor. Hoşumuza gitmese de haz vermese de hakikati duymak sabredip sebat edersek göğsümüze genişlik olarak dönecek inşAllah. Yazar olası sebepleri on üç başlık altında hadis ve ayetlerle de destekleyerek açıklamış. Okurunu sıkmayan anlaşılır bir yapısı var kitabın. Okuruna dua eden kısımlarda göğsümüze amin inşirahları göndermelik ara ara açıp okumalık bir eser. Yazarın kalemine sağlık ve Allah onu istediği gibi fâcirlerden eylesin … Kitap ve sevgiyle…
Ve Bazen Göğsümüz DaralırYasin Taçar · Tin Yayınları · 202628 okunma
BRONZ SÜVARİ VE MODERN HAKİKAT REJİMİNİN EPİSTEMOLOJİK İFLASI
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Müellifimiz, çocukluk hafızasında yer eden o sarsıcı "bronz süvari ve plastik leğen takası" metaforunu, asrımızın küresel ontolojik buhranının bir hülasası olarak önümüze koymaktadır. Takasa bakıldığında alelade bir ticari mübadele gibi görünmektedir lakin insanın kadim, köklü, ahlaki ve ontolojik olanı (bronz süvariyi), cazip, hafif, ucuz ve muvakkat olan yeninin (parlak plastik leğenin) seküler şehvetine feda edişinin adıdır. Modern çağ zamanı çizgisel bir ilerleme olarak vazederken; yeni olanı "ileri ve iyi", eski olanı ise "geri ve değersiz" ilan eden habis bir cetvel icat etmiştir. Oysa bu cetvel fıtrata vurulmuş en büyük darbedir. Müellifin sorduğu o can alıcı sual: "İnsan, hakikatin sahibi midir, yoksa muhatabı mı?" sorusu işte bu tahlilin kelami mihverini oluşturur. Ehl-i Sünnet ve Cemaat akidesi sarahatle ilan eder ki: İnsan hakikatin vaz'edicisi, hâkimi ve sahibi olamaz ancak ve ancak aziz bir muhatabı olabilir. İnsanın şu dünyadaki şerefi, hakikati kendi hevasına göre eğip bükmesinde olamaz bilakis Allah Teala’nın kelamına ve fıtratın mizanına sadık bir muhatap olabilmesindedir. Müellif, eserinde Orta Çağ'ın döngüsel, ritüel ve ibadet merkezli zamanı ile büyüyen şehrin borç, vade, verimlilik ve hesap merkezli çizgisel tüccar zamanı arasındaki kavgayı derinlemesine analiz eder. Zaman daha ince bölündükçe emek ölçülebilir hale gelmiş; manastırın kolektif disiplin çanı nihayetinde modern fabrikanın sirenine ve günümüz dijital algoritmalarının saniyelerine evrilmiştir. Zaman artık bir tahakküm aracı olmuş tefekkür alanından çıkmıştır. İslam tasavvurunda zaman, alelade bir kronometre akışı veya paraya tahvil edilecek mekanik bir zemin değildir. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği en büyük ontolojik sermaye yani mukaddes VAKİTtir. Zaman asra kasem edilerek
Bronz SüvariMahir Ünal · Ketebe Yayınevi · 20261 okunma
Reklam
İslam’ın Özüne Dönüş Çağrısı
10/10
·78 syf.·
2026 42. kitabı
Modern Türkiye'deki din algısına karşı köklü bir itirazımız var. İnsanların büyük çoğunluğunun İslam'ı gerçek anlamıyla tanımadığı, kendilerine aktarılan ve zamanla gelenekselleşen bir din anlayışını İslam zannetmekte maalesef. din sadece namaz, oruç, hac ve dua gibi bireysel ibadetlerden oluştuğu anlayışını İslam'ın özüne aykırıdır. Bu yaklaşım, dini hayatın merkezinden çıkarıp yalnızca vicdanlara ve camilere hapseden bir anlayıştır. Kur'an'ın sadece ibadetlerden değil, ticaretten, hukuktan, aile düzeninden, toplumsal ilişkilerden, adaletten, yöneticilerden ve ekonomik sistemlerden de bahsettiğini, İslam'ın hayatın tamamını kuşatan bir nizam olduğu unutulmamalıdır. "Hüküm yalnızca Allah'ındır" ilkesini hayat merkezimize yerleştirmemiz gerekiyor. İslam sadece bireyin Allah ile ilişkisini düzenleyen bir inanç sistemi olmadığını, aynı zamanda toplumun nasıl yönetileceğine, hangi ilkeler doğrultusunda yaşayacağına dair hükümleri içeriyor. İslam sadece bireyin Allah ile ilişkisini düzenleyen bir inanç sistemi değildir; aynı zamanda toplumun nasıl yönetileceğine, hangi ilkeler doğrultusunda yaşayacağına dair hükümler de içerir. Bu nedenle İslam, yalnızca ahlaki ve bireysel bir öğreti olarak değil, hayatın bütün alanlarını düzenleyen kapsamlı bir yaşam nizamı olarak ele alınmalıdır. Türkiye İslam inanışında, özellikle "tağut", "hâkimiyet", "şirk", "cahiliye" ve "tevhid" kavramlarının arka planda tutuluyor. Yazarın zihninde tevhid yalnızca Allah'ın varlığını kabul etmek değildir; Allah'ın hükmünü hayatın her alanında tek ölçü olarak kabul etmektir. Bu yüzden Allah'ın hükümlerinin yerine insanların veya ideolojilerin hükümlerini koymak “şirk ve kulluktur”. Yazarın Diyanet ve resmî din anlayışına yönelik eleştirileri de kula kul olmaya, beşerin hğkümlerinin tasmalısı olmaya
Din
Din Gerçeği ve İslamMehmed Alagaş · İnsan Dergisi Yayınları · 199495 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 17:59
Bismillahirrahmanirrahim. Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu! İbni Kayyim El Cevziyyeİbni Kayyim El Cevziyye Rahimehullah, Kalbin İlacıKalbin İlacı'nda şöyle diyor; " En kolay hareket eden uzuv dildir ve dil, Kula en zararlı uzuvdur." "İnsan durmadan yalan söyler ve kalbinde siyah lekeler meydana getirir; öyle ki kalbi iyice kararır ve Allah nezdinde yalancılar arasına yazılır." Ahmed Bin HanbelAhmed Bin Hanbel Rahimehullah, Kitabü'z-ZühdKitabü'z-Zühd'de çok güzel örnek veriyor bize; Hâlid er-Rib‘î’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Lokman, marangozluk yapan, Habeşli bir köle idi. Efendisi bir gün ‘Bana bir koyun kes!’ demiş; o da kesmiştir. Daha sonra efendisi: ‘Koyunun en güzel iki uzvunu bana getir’ demiş, o da koyunun dili ile kalbini ona götürüp vermiş. Efendisi: ‘Onun bu ikisinden daha güzel organları yok muydu?’ demiş. O da, ‘Hayır’ cevabını verip susmuş. Efendisi, ‘Bana bir koyun daha kes’ demiş. O da emrini yerine getirmiş efendisi ‘Onun en kötü iki organını at’ demiş. Lokman da koyunun dili ile kalbini atmış. Bunun üzerine efendisi ‘Senden koyunun en güzel iki organını getirmeni istedim, dili ile kalbini alıp geldin. Yine en kötü uzvunu atmanı söyledim, bu sefer de yine aynı uzuvları, dili ile kalbini attın (bu ne demek oluyor)?’ demiş. O da: ‘Bu ikisi temiz oldukları müddetçe onlardan daha güzel bir organ yoktur. İkisi kötü oldukları takdirde de yine onlardan daha çirkin bir uzuv yoktur’ cevabını vermiştir.” “Ebû Bekir’i (ra) dilini tutmuş bir vaziyette, ‘İşte beni helâke düşüren budur." Subhanallah.. "Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleri ile alay eden kimselerin vay haline!" (Hümeze, 1) Ayette geçen "hümeze" kelimesi, dedikodu yapan, söz getirip götüren anlamındadır. Dedikodu nedir? "Dedikodu çoğunlukla,başkasının sözünü, aleyhinde konuşulan kişiye ulaştırmak olarak bilinir. Kısaca dedikodu, açıklanması istemeyen gizli
Dil Belâsıİmam Gazali · Semerkand Yayınları · 201416,8bin okunma
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 19:45
Onur Bilge Kula Dil Felsefesi Açısından Atatürk'ün Dil Kavramı ve Dil Devrimi Türkiye'de Aydınlanma ve Atatürk Devrimleri kitabını okudugumda yazarın diğer kitaplarınıda okuma isteği duydum. Edebiyat kuramı, kültürel kimlik, Batı kültüründe oryantalizm ve Türk imgesi başlıca araştırma alanları olduğu bilgisine ulaştım İnternet taramalarımda. Zamana yayarak okudum kitabı ve bu konu ile ilgili videolar da dinlemeye çalıştım. Türk dili uzerinde calisanlarin, ilgi duyanlarin, dilin duruluğu ve gelişimini önemseyenlerin okumasını öneririm. Kitap,Dil Devrimi'ni sadece sözcük değişikliği değil, çağdaşlaşma, eleştirel düşünce ve ulusal kimlik inşasının temeli olarak değerlendiriyor. Kültürü aktaran, insanı özgürleştiren bir araç olarak dilin önemini anlatıyor. Atatürk'ün amacı, Türkçe'yi Arapça ve Farsça gibi yabancı dillerin kurallarından arındırarak, millî benliğine kavuşturmak ve modern kavramları karşılayabilen bir "bilim ve kültür dili" yapmak olduğunu anlatıyor. "Dil Devrimi, Türkçenin Arapça ve Farsçanın etkisinden kurtularak özerkleşmesini, her bakımdan gelişmesi, yetkinleşmesi, böylelikle de toplumsal-kültürel-politik yaşamda her türlü düşünce ve duyguyu anlatma yeterliliği kazanmasını amaçlar. Dil Devrimi, düşünsel gelişme ve özgürleşme açısından belirleyici önem taşır; çünkü dil, hem özyapısı hem de işlevleri bakımından bütün diğer devrimlerin edimselleştirilmesinin dolayımı ve taşıyıcı gücüdür. Gerek çağdaşlaşmanın gerek her türlü ilerlemenin itici gücü olan düşünme, özellikle de eleştirel düşünme, dil dolayımında gerçekleşir, başkalarıyla paylaşılır, böylelikle de kalıcılaşır. Bu düşünsel içerik ve amaç bakımından Dil Devrimi, Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Cumhuriyet devrimlerinin düşünsel temellerinin belirginleştirilmesi ve
Dil Felsefesi Açısından Atatürk’ün Dil Kavramı ve Dil DevrimiOnur Bilge Kula · BilgeSu Yayıncılık · 20251 okunma
10/10
·112 syf.··
2026 52. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 12:44
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun. Kitap incelemesine gelince; Mustafa Çelik bu eserinde, modern cahiliyenin insanı dönüştürdüğü en tehlikeli yapıyı, yani "Resmi İdeolojinin Ücretli Köleliğini" deşifre ediyor. Yazarın ortaya koyduğu memur/köle tipolojisi, rızık endişesini imanının önüne geçirerek tağuti sistemlerin çarklarını döndüren kitlelerin hazin bir tasviridir. Müslüman için hüküm koyucu da, rızık veren de yalnızca Allah Azze ve Celle'dir. Ancak modern sistemler, insanı "ekmek parası" ve "düzenim bozulmasın" vaatleriyle zihnen ve amelen köleleştirir. İslam insanı kula kulluktan kurtarmaya gelmişken, resmi ideolojiler tek tip, sorgulamayan kurşun askerler yetiştirir. Akidevi uyanışı diri tutmak, rızkı sistemden değil Er-Rezzâk olan Allah’tan beklemek ve amelleri yalnızca O’nun rızasına hasretmek adına, her muvahhidin neyle kuşatıldığını görmesi için okuması gereken sarsıcı bir muhasebe kitabı. İnsanları tağutların ve şirk sistemlerinin önünde diz çöktüren, onları resmi ideolojilerin uysal birer ücretli kölesi haline getiren asıl sebep; Allah'a olan itimatlarının sarsılması ve rızık korkusunun imanlarının önüne geçmesidir. Unutulmamalıdır ki, rızık endişesi köleliğin kapısıdır. Resmi ideolojiler, sadece bedenleri değil, asıl olarak zihinleri ipotek altına almak ister. Eğitim çarklarından geçirilerek tek tipleştirilen, sorgulamayan ve sistemin bekçiliğini yapan memur, aslında efendisinin lütfedeceği maaşa mahkum edilmiş modern bir köleden başkası değildir. Bir Müslim hem Allah’ın indirdiği hükümlere inandığını iddia edip, hem de sabah mesaisinde tağuti bir ideolojinin ilkelerine sadakat yemini edemez. İslam, hayatın her alanında tavizsiz bir tevhidi duruş ister; resmi ideolojinin gölgesinde amel edilemez." Hakiki hürriyet, yalnızca
Din
Resmi İdeolojinin Ücretli KöleleriMustafa Çelik · Misak Yayınları · 19971 okunma
Reklam
Reklam