Puan vermedi·592 syf.··
2026 31. kitabı
Sofie’nin Dünyasını felsefeyi tozlu raflardan çıkartıp hayatın tam ortasına, içimizdeki meraklı bi çocuğun yanına bırakan harika bi zihin açıcı olarak görmeliyiz. Kesinlikle felsefeye yeni başlayan biri olsaydı bunu ona önerirdim çünkü kitap sizi diğer felsefe kitapları gibi sınırlanırınızı zorlamaz. Yazar, Sofi’nin posta kutusuna gelen gizemli sorularla aslında bizim de konfor alanımızı bozuyor ve bizi hayatı sorgulamaya zorluyor. Rabbimizinde bizden istediği gibi,akletmek... Kitapta sadece kuru bir felsefe tarihi okumuyoruzadeta tarihin en büyük düşünürleriyle karşılıklı oturup evrenin gizemlerinin dedikodusunu çekirdekle değil beynimizle yapıyoruz. Hikayenin ortasında kurgunun bambaşka bir boyuta geçmesi ise tam bir lunapark macerası gibi olmuş insanı gerçekten şaşırtıyor :") Gaarder bize felsefenin sıkıcı bir teori olmadığını, aksine dünyayı aydınlatan sihirli bir fener olduğunu çok samimi bir dille anlatıyor. Eğer siz de sıradan hayattan biraz sıyrılıp kendinizi ve dünyayı yeniden keşfetmek istiyorsanız ve düşünmeyi sağlıklı adımlarla yapmak istiyorsanız bu kitap zihninizde muazzam ve lezzetli bi kıvılcım çakacaktır
1000Kitap
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma
3/10
·320 syf.··
2026 32. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
germeyen kitapları 'psikolojik gerilim' diye pazarlama işini azaltabilir miyiz ben yiyorum da.. Eden, koşusundan eve döndüğünde anahtarının kapıya uymadığını fark ediyor. zili çaldığında kapıyı isminin Eden olduğunu söyleyen ve kendisine korkunç derecede benzeyen bir kadın açıyor, arkasından da kocası geliyor ve ona onu tanımadığını burdan gitmezse polis çağıracağını şöylüyor. polis geldiğinde gerçek Eden'in kendisi olduğunu söylese de ne polis ne de kasabadakiler ona inanıyor. ortada kimliğini kanıtlayabilecek hiçbir şey yok konu ÇOK iyiydi ama yazarın ottan çöpten gizem kasma çabasından kaynaklı harcandı.. asıl merak ettiğim şeylerin cevabını almak yerine onların üzerine bommmmboş umrumda olmayan gizemler eklendi, sonra asıl olaya merağım gitti. ortada bi gerilim yoktu, merak da kalmayınca öyle kuru kuru okumuş oldum yazar, kitap boyunca karakterlerin başından beri bildikleri gerçekleri ve süreçte öğrendikleri bilgileri benden sakladı (mesela kadın mektubu açtı okudu ama bana ne yazdığını söylemedi. e abla eşek başı mıyım burda?), sonra kitabın sonunda bunları söyleyince de şok olmamı bekledi. şok yerine sinir oldum. neler döndüğünü bilmeyen bi bendim bi de köpekti herhalde(şaka) "güvenilmez anlatıcı" falan diyenler vardır ama bence karakterler kendi iç düşüncelerinde bile gerçeğe ters şeyler düşünüyorlarsa bu "güvenilmez anlatıcı" olmuyor. okuyanı şok etmek için onu enayi yerine koymak oluyor🩷🩷 (uyduruk bi örnek vericem mesela adam, kadının ayakkabısı için "onun ayakkabısı" diye düşünüyor ama aslında ayakkabı başından beri kendisininmiş ve adam bunu biliyormuş. kendisinin olduğunu bildiği bir şey için yalnızken kafasının içinde "AYAKKABIM" diye düşünmesi gerekmez mi???. yüzeysel bi örnek ama kitapta ayakkabıyı temsil eden şey büyük bir şey) çözülmesi gereken
1000Kitap
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 2026107 okunma
Reklam
Puan vermedi·314 syf.··
2026 51. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:46
Bazı kitaplar vardır, güzel bir hikâye anlatır; bazıları ise sizi bambaşka bir dünyanın içine alır. Pir-i Lezzet benim için ikinci gruptaydı. Daha ilk sayfalardan itibaren kitap resmen kendini okutuyor. Bir süre sonra sadece okuyan kişi olmaktan çıkıyor, kendinizi Aşçıbaşı’nın yanında, onunla birlikte planlar yaparken, sarayın koridorlarında dolaşırken ve o dönemin ruhunu solurken buluyorsunuz. 17. yüzyıl Osmanlı atmosferi öylesine canlı işlenmiş ki, saray mutfağının işleyişinden dönemin insanlarına, geleneklerinden gündelik yaşamına kadar her ayrıntıda büyük bir emeğin izini hissediyorsunuz. Kazanların başında, sofraların etrafında, entrikaların gölgesinde adeta siz de yaşıyormuşsunuz hissi veriyor. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri ise, tarih, gastronomi ve insan ruhunu aynı potada eritmesi oldu. Sadece yemeklerden ya da saray hayatından söz eden bir roman değil; sevgiye, sadakate, tutkulara, insanın kendini bulma yolculuğuna da dokunan, katman katman açılan bir hikâye. Sayfalar ilerledikçe kokuları hissediyor, hiç duymadığınız lezzetleri merak ediyor, karakterlerle birlikte sevinip endişeleniyorsunuz. Masalsı anlatımı, akıcı dili ve merak duygusunu sürekli diri tutması sayesinde kitabı elimden bırakmakta gerçekten zorlandım. Damakta kalan güzel bir tat gibi, kitabı bitirdikten sonra da etkisi uzun süre devam ediyor. Ben bu kitabı inanılmaz sevdim. Özellikle Osmanlı tarihine ilgi duyanlara, tarihi kuru bilgilerle değil; yaşayan, nefes alan karakterlerle okumayı sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Pir-i Lezzet, benim için sadece okuduğum bir roman değil; içinde yaşadığım, kokusunu duyduğum ve uzun süre unutamayacağım bir yolculuk oldu. Bazı kitaplar okunur, bazıları yaşanır. Pir-i Lezzet ise bana ikisini birden hissettiren nadir romanlardan biri
Pir-i LezzetSaygın Ersin · April · 20232,037 okunma
Bir adım arkanda değil kanka gözünün içinde sen körsün
6/10
·432 syf.··
2026 95. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:07
Selam dostlar. Hikayemiz Laura ve Daniel adlı çiftimizin bir Avrupa gezine çıkması ile başlıyor. İlk başta olaylar ne kadar ilginç gelsede özellikle ilk 100 sayfa, ondan sonra seri heyecanını tamamen kayb etmeye başlıyor. Buda kitabın korku-gerilim türüne göre aşırı uzun olmasından kaynaklı. Misal olarak Freida McFadden'ın kitapları daha kısa oluyor neredeyse 200, 300 sayfa falan ama onu okurken aşırı eğleniyorum. Kitap beni içine çekiyor halbuki kısa. Şimdi öncelikle yazım dili aşarı berbat olduğu için kitap bana kuru bir sahrada susuz kalmışım gibi hissettirdi. Hikâyenin potensialı çok yüksek, zekice kurgulanmış buna bir sözüm yok ama yazım dili o kadar vasatdı ki, kitapda bana hiç bir şey geçmedi. Bütün 400 sayfa boyu yüzümde mimik bile oynamadı. Bunun bir sebebi de ters köşelerin tahmin edilebilir olması. En azından benim için öyleydi. Türü güya gerilim ama 1 sayfasında bile gerilmedim açıkcası. Karakterler de yazım dili gibi vasatdı. Kitap da tek iyi şey olaylar ve kurguydu geçekten. Benim açımdan diğer her şey vasat yani. Karakterler bir olaya aşırı yapay tepkiler veriyordu ve dialoglar da gerçek insanların konuşacağı türden olana benzemiyordu. Vee Allahım bütün kitap boyu Daniel'e gıcık oldum. Aynı anda hem zeki hemde salak olmayı başara bilen ilk ve tek karakter sanırsam. Artı yönleri ise yine dediğim gibi kurgu güzeldi ve sürükleyiciydi, bölümler çok kısa ve punto büyük buda demekdir ki, sizi rs'den çok güzel çıkartır. Burda tek eksiği uzun olması çünki ben son 100 sayfada biraz sıkıldım. Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim >3
1000Kitap
Bir Adım ArkandaMark Edwards · Guardian Yayınları · 2025157 okunma
Gitmeden Önce Değil,Olmaya" Giderken Okunması Gereken Kitap
Puan vermedi·223 syf.··
2026 36. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:03
Bu kitabı neden okumalıyız ? Çünkü çoğumuz zihnindeki ezberleri bozmaktan, sarsılmaktan korkuyor. Kimisi için hac veya umre ibadeti, kutsal topraklardan eve hediyelik eşya getirmekten, eşe dosta hurma, zemzem dağıtmaktan başka bir anlam taşımıyor maalesef. Mekanikleşen, şekilciliğe sıkışan bir dindarlığın ötesine geçemiyoruz. "İhtiyaç duyduğunuzda ümit besler ve ihtiyaçlarınızı karşılamak için mücadele edersiniz. Bunu başarınca da, geçmiş çabalarınıza gülerek bakarsınız. Ne kadar saçma bir hayat anlayışı!" diyor Şeriati. İşte tamda bu noktada konfor döngüsünü, sığ hayat anlayışını ve ezberleri yıkmak, uykudaki ruhları uyandırmak için okunması gereken bir kitap...Hac,umre tarihin ve coğrafyanın sınırlarını aşıp bugünün insanına bize sesleniyor. Statü putlarını, kendi ellerimizle yarattığımız modern ilahları tek tek taşlamamızı istiyor. kuru bir fıkıh bilgisinden ya da tarihi sayfalardan alıp bugünün ekonomik ve sosyolojik gerçekliğine öyle bir bağlıyor ki, sarsılmamak elde değil. dünyevi kimlikleri atmak demek. Statükonun ve modern dünyanın insanı böldüğü, sınıflara ayırdığı bir çağda, herkesin aynı beyaz kumaşın içinde erimesi, tam bir eşitlik ve öze dönüş manifestosu....Kabe’nin etrafında dönmek ise bir girdabın içinde kaybolmak değil, hayatın merkezine Allah’ı koyup o eksende bir duruş inşa etmek. Herakleitos’un meşhur sözündeki gibi; aynı nehirde iki kez yıkanılmaz. Hac da insanı içine alan, yıkayıp dönüştüren öyle bir nehir ki; o nehre giren insanla oradan çıkan insan asla aynı kalamaz, kalmamalı...
Hayata Dair
HacAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 20111,639 okunma
Benim Merceğimden Steen Eiler Rasmussen’in Yaşanan Mimarisi.
9/10
·248 syf.··
2026 227. kitabı
​Rasmussen bu kitabı yazarken, mimariyi sadece profesyonellerin anladığı o kuru, teknik dilden kurtarmak istemişti. Bu yönüyle takdiri hak ediyor. Ancak kitaba senin pencerenden, edebiyatın, kelimelerin estetiğinin ve zamansız bir zevk anlayışının hüküm sürdüğü o yerden baktığımızda, eserin parlayan yönleri kadar gölgede kalan köşeleri de çok net bir şekilde gün yüzüne çıkıyor. ​1. BANA GÖRE NE FAZLA? (Rasmussen'in Abarttığı ve Beni Sıkan Sınırlar) ​Bir kitabı okurken, yazarın sürekli aynı noktaya parmak basması veya kendi doğrularını tek mutlak gerçekmiş gibi sunması ruhu daraltır. Rasmussen’in metninde "fazla" bulduğum, törpülenmesi gereken yerler şunlar: ​Didaktik ve Kuralcı Modernizm Israrı ​Rasmussen, 1950’lerin o işlevselci, "az çoktur" diyen modern mimarlık rüzgarına kendini biraz fazla kaptırmış. Süslemeyi, detaylardaki o yaşanmışlık hissini veya geçmişin o ağırbaşlı, hikayesi olan detaylarını bazen sadece "fonksiyonel değil" diye eleştiriyor ya da görmezden geliyor. ​Benim Eleştirim: Tasarımda sadelik ve dürüst malzeme kullanımı (örneğin ham ahşabın, taşın dokusu) elbette asildir. Ancak mimari sadece bir işlev alanı değildir; bir ruhu, bir hikayeyi fısıldamalıdır. Rasmussen'in modernizmi kutsayan bu aşırı işlevselci dili, zaman zaman mekanın kalbini, o eski zamanların ağırbaşlı estetiğini ıskalayan bir fazlalığa dönüşüyor. ​Batı Dünyasının Estetik Tekeli ​Kitap boyunca anlatılan bütün o "kusursuz mekan" örnekleri Roma meydanlarında, Palladio villalarında ya da İngiliz malikanelerinde geziyor. Rasmussen sanki tüm dünyanın estetik algısı sadece bu coğrafyalardan ibaretmiş gibi davranıyor. ​Benim Eleştirim: Batı'nın o simetrik, rasyonel dünyası güzeldir ama eksiktir. Doğu’nun, bu toprakların, bir türkünün tınısındaki o uçsuz buçaksız hüznü ve sadeliği barındıran
Sanat
Yaşanan MimariSteen Eiler Rasmussen · Remzi Kitabevi · 2020241 okunma
Reklam
Reklam