Puan vermedi
`1. chatgpt – çözüm asistanı` özellikler: • geniş konu yelpazesiyle sohbet edebilen, soru–cevap, içerik oluşturma, fikir beyin fırtınası ve kodlama desteği sunar. • gpt-4 modeline dayalı, profesyonel yanıtlar verebilen versiyonları mevcut. kullanım alanları: • e-posta, makale, rapor ve teknik dokümantasyon oluşturma. • müşteri desteği ve otomatik sohbet asistanı olarak entegrasyon. fiyatlandırma: • ücretsiz sürüm (chatgpt-3.5) ve chatgpt plus (yaklaşık $20/ay). avantajları / dezavantajları: • artı: çok yönlülük, geniş kullanım alanı. • eksi: bazen yanıtlar “halüsinasyon” (yanlış bilgi üretme) içerebiliyor. `2. writesonic – metin yazarlığı` özellikler: • reklam metinleri, blog yazıları, sosyal medya içerikleri ve daha fazlasını oluşturabilen ai destekli metin üretim aracı. • farklı metin şablonları ve yaratıcı fikirler sunar. kullanım alanları: • pazarlama kampanyaları, seo içerikleri, ürün açıklamaları. fiyatlandırma: • abonelik tabanlı modeller; ücretsiz deneme seçenekleri mevcut. avantajları / dezavantajları: • artı: hızlı içerik üretimi, kullanım kolaylığı. • eksi: çok özel sektör ihtiyaçlarında özelleştirme sınırlı olabilir. `3. midjourney – görsel üretimi` özellikler:
Yapay ZekaBlay Whitby · İletişim Yayıncılık · 200510 okunma
Quicksilver
3/10
·648 syf.··
2026 15. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 22:37
herkese selam. herkesin yerden yere vurmalara doyamadığı bu kitabı nihayet ben de okudum dhchhc. yurtdışında bu kadar seviliyorken bizim ülkemizde tam aksinin olması beni çok şaşırttı açıkçası ve en çok da abartısının rahatsız ediciliğinden dolayı ilk çıktığında kitabı okumaya hiç niyetim yoktu. okuma sürecim tamamen ani bir kararla başladı yani ve doğrusunu söylemek gerekirse kitabı nasıl yorumlamam gerektiğinden de pek emin değilim, düşüncelerim de en az kitap kadar karmaşık. parça parça yorumladığımda bazı sahnelerden keyif almış sayılırım ama bütüne baktığımızda nadiren de olsa aldığım keyif kitabın başarısızlığını göz ardı etmeme yardımcı olmuyor maalesef. o yüzden zihnimde kötü bir kitap olarak yer edinecek hep. ilk olarak dünya inşasından bahsetmek istiyorum. çöl atmosferine sahip kitapları genelde sevdiğim için kitabın girişiyle birlikte en azından evrenini seveceğimi düşünmüştüm ama kitap ilerledikçe yazım çok dengesiz hissettirdi. yazar farklı fantastik unsurlardan ilham almış, evet, ama bunları bir araya getirip tutarlı bir evren kuramamış bence. olay örgüsüne sahiplik eden mekan değiştikçe atmosfer de değişiyordu ve ortaya tek parça bir dünya değil de birbirine gevşek bağlarla tutturulmuş sahneler çıkıyordu. bu da bende okurken sürekli kopma hissi yarattı. bence yazarın kitabı yazmaya başlamadan önce en azından evreni iyice belirlemesi, sınırlarını çizmesi gerekirdi. aynı durum büyü sistemi için de geçerli. görünüşte her ne kadar potansiyel vaat etse de yazar belli bir mantığa oturtmadığı için kağıt üzerinde havalı görünmekle kaldı. cıva ile farklı alemler arasında bağlantı kurmak, silahları kişiselleştirmek, zihin üzerinde etki vs. konsept olarak oldukça çekiciydi bence ama bunların hiçbiri gerçek bir sisteme dönüşmedi. kurallar yok, sınırlar yok. çünkü
QuicksilverCallie Hart · İndigo Kitap · 2025329 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Başkasının Hikâyesini Çalmak
7/10
·303 syf.··
2026 1. kitabı
·
107 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 15:42
Sarı Yüz, yüzeyde bir “edebiyat dünyası romanı.” Ama alt metinde çok daha sert bir şey var: • Kültürel gasp • Kimlik politikaları • Sosyal medyada linç kültürü • Başarı hırsının ahlâkı aşındırması • Yayıncılık sektörünün ikiyüzlülüğü Ana karakter June’un Athena’nın metnini sahiplenmesi yalnızca bir “intihal” hikâyesi değil. Bu, sistemin ödüllendirdiği ikiyüzlülüğün bir aynası. Kuang burada zekice bir hamle yapıyor: June’u tamamen şeytanlaştırmıyor. Onu okurken zaman zaman “haklı mı acaba?” diye düşünmeye zorlanıyorsun. İşte romanın en güçlü tarafı burada. Fakat bu psikolojik derinlik sürdürülebilir mi? İşte mesele tam burada çatlıyor. June karakteri iyi yazılmış. Özellikle iç monologları, kendini aklama çabaları ve sürekli kurban rolüne sığınması çok gerçekçi. Yayıncılık dünyasında “başarısız ama hırslı” yazar tipinin iyi bir temsili. Ancak Athena karakteri daha çok bir sembol gibi. Yaşarken de öldükten sonra da bir mit. Bu bilinçli bir tercih olabilir ama dramatik karşıtlıkta eksik bir gerilim yaratıyor. Çünkü June’un suçunun ağırlığını daha fazla hissedebilmemiz için Athena’nın insani tarafına daha çok yaklaşmamız gerekirdi. Kuang’ın yayıncılık sektörüne attığı taşlar yerini buluyor: • “Diversity” pazarlamasının metalaşması • Editör-yazar ilişkilerinin çıkar boyutu • Sosyal medya kriz yönetimi • Algı mühendisliği Buralar çok canlı. Hatta yer yer rahatsız edici derecede gerçek. Ama roman, bu sistemin içine girip anatomisini sökmek yerine çoğu zaman sosyal medya tartışmalarının hızında kalıyor. Derinlikten çok “reaksiyon” üretmeye çalışıyor gibi. Roman ne tam bir psikolojik yıkım romanı oluyor ne de sistem eleştirisini sonuna kadar götürüyor. Fakat kötü olan nokta, bu durum bir ortada kalmışlık hissi veriyor. Linç Kültürü ve Dijital Paranoya güzel
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,4bin okunma
Puan vermedi·354 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2026 12:10
Kitaba başlarken açıkçası klasiklerin genel yazım şekliyle yazılmıştır diye düşünerek başlamıştım fakat beni çok şaşırtan üslubu oldu. Kitaptaki bütün olaylar üç yüz elli yıllık bir köprü üzerinden anlatılıyor ve olayların hepsi de bu köprü üzerinde gerçekleşiyor. Köprü üzerinde bulunduğu kasaba da Vişegrad kasabası. Farklı toplulukların birbiriyle olan ilişkileri, kültürleri anlatılmış. İlk bölümleri köprünün kurulum aşamasında yaşananlardan bahsediyor. Köprü kurulurken bölgede Osmanlı hakimiyeti mevcut. Köprüyü de gene bu bölgede yer alan sokoloviç köyünden alınan devşirme yoluyla eğitilen ve vezirliye kadar yükselmiş Sokullu Mehmet Paşa yaptırmış. Yazar Aynı zamanda burada devşirme sistemi hakkında da bilgi veriyor ve birazda bu sistemi eleştiriyor. Köprü 6 senede bitirilebilmiş. Ve köprünün mimarı Mimar Sinan. Köprü yapılırken görevlendirilen 2 sorumlu kişi var biri Abdi Ağa diğeri Arif Bey ikisinin döneminden neler yaşandığından da bahsedilmiş. En büyük zorlukları Abdi Ağa döneminde yaşamışlar çünkü zulüm, haksızlık çok yaşanmış. Köprünün biteceğini düşünmemişler ama bitince ortaya bir şaheser çıkmış. Sonraki bölümlerde Osmanlı' nın nasıl güç kaybettiğinden ve bunun sonucunda da bu bölgedeki etkisinden bahsedilmiş. Son bölümdede Avusturya Macaristan döneminden ve 1. Dünya savaşına girilmesindeki etkilerden ve en sonunda da köprünün yıkılışından bahsedilmiş. Köprünün yıkılmasıyla kitap bitirildi. Tabiki sadece kitapta siyasi olaylardan bahsedilmemiş. Aynı zamanda yaşanan aşklardan, salgın hastalıklardan, intiharlardan, savaşlardan ve daha oek çok olaydan bahsedilmiş. Bu olaylar anlatılırken hep köprü merkezli anlatılmış. Kitapta beni en çok etkileyen ve yuh dedirten olay Abdi Ağa nın Radisav a yaptıpı işkenceydi. Okurken diyorsun ki bi insan bunu yapamaz yani.
Drina Köprüsüİvo Andriç · İletişim Yayınevi · 20257,5bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
Beğendi
·
2025 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2025 20:54
Polat Özlüoğlu'nun "Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar" romanı, 1980 darbesinin travmalarını bir kadının direniş öyküsü üzerinden işleyen güçlü bir eser. İthaki Yayınları'ndan çıkan kitap, unutma ve hatırlama ikilemini merkeze alarak psikolojik bir derinlik sunuyor. . Roman, yetiştirme yurdunda büyüyen, üniversite yıllarında devrimci mücadelede yer alan ve işkencelerle dolu bir hapishane sürecinden geçen Meşhur adlı kadının hayatını anlatıyor. Meşhur, gençliğini, masumiyetini ve duygularını kaybederek toplumdan uzaklaşsa da perukçu dükkanında Elmas ve taksici Muhsin gibi yan karakterlerle hayata tutunmaya çalışıyor. Bu katmanlı yapı, siyasi baskıların bireysel yaralarını duygu dolu tasvirlerle işliyor. . Zaman sıçramaları, geriye dönüşler ve birden fazla anlatıcı (birinci ve üçüncü şahıs) kullanılarak zenginleştirilen metin, roman içinde romanlar ve metinlerarasılık teknikleriyle ilerliyor. Peruk ve yanık kokusu gibi metaforlar, travmayı duyusal olarak hissettirirken külliyat bölümleri sürpriz bir üst kurmaca katıyor. Bu teknikler, okuru Meşhur'un ruhsal anatomisine ortak ediyor. . 1980 darbesi, işkenceler, kadın direnişi ve toplumsal yasa eserin odak noktası; kadınların mücadelede ikinci planda kalışı da eleştiriliyor. Hafıza travması ve yeniden kurulum, kitabın kalbi: Meşhur'un "meşhur" olmayan silikliği ironik bir direniş sembolü. Eser, resmi tarihe alternatif bir bellek kaydı olarak işlev görüyor. . Son olarak Polat Özlüoğlu, öykü birikimini romana ustalıkla taşıyarak soluksuz bir okuma sunmuş; bitirdiğinizde kitap içte yankılanıyor. Yakın tarihin sert belgelenmesiyle edebiyatın iyileştirici gücünü gösteriyor eser.
Kalbin Durduğu Bütün ZamanlarPolat Özlüoğlu · İthaki Yayınları · 2025132 okunma
Puan vermedi·149 syf.··
Beğendi
·
2025 145. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 00:00
#04menessa04 Karanlık, sandığımızdan daha çok konuşur. Ve bazen en gürültülü olan, susturulmuş olandır. Bir köy. Defalarca kurulmuş, defalarca dağılmış. Her kurulum bir umut, her dağılma bir ağıt. Bir köy düşünün, evlerinin önünde unutulmuş adımlar, caminin taşlarında gömülmüş sırlar ve ormanın sessizliğinde yankılanan bir çığlık. #köy sadece bir yer değil; bastırılmış hafızaların, kırık kalplerin ve susarak birbirine bağlanan ruhların mimarisi. Kitapta yalnızca bir yerleşim yerinin değil, bir hafızanın, bir vicdanın ve bir suskunluğun anatomisini okudum. Her karakter bir gölge gibi geçiyor cümlelerin arasından; ve her gölge bir başka suçun, başka sevginin yankısını taşıyor. Halit Bey’in şiirsel hayaliyle kurulan o 23 hane, başta bir ütopya gibi görünse de zamanla yıkımın ve unutuluşun sahnesine dönüşür. Köy, bir dernek olur, bir hükümet projesi olur, ama hiçbir kimlik onu kökün ötesine taşıyamaz. En son yeniden kurulduğunda, Aylin’in gizemli kayboluşu geçmişin hiç susmamış yankılarını yüzeye çıkarır. Meriç’in arayışı, bir kadını bulmanın çok ötesinde; bir köyün belleğini, bir toplumun bastırılmış seslerini ve kendi içindeki boşlukları yoklayışıdır. Bülent’in çırpınışı, Meriç’in içsel çatışması, Piraye’nin sessiz intikamı ve Halit’in yıkıcı yalnızlığı… Bu hikâyede tüneller bilinçaltına, köşk bastırılmış geçmişe, orman ise travmanın labirentine açılıyor. Emin Amca’nın “Bu köy lanetli,” sözü bir çığlık gibi kalıyor zihnimde. Her karakter bir dönüşümün, her sessizlik bir kırılmanın izini taşıyor. Özellikle kadınların yaşadığı acı, taşlara sinmiş bir sessiz ağıt gibi. Ben bu kitabı okurken sadece olayları değil, korkuları, bakışları, susturulmuş kelimeleri hissettim. Ve en çok da susanların ne kadar bağırabildiğini gördüm. Köy, bana unuttuklarımı hatırlattı. İçimizde
KöySebahattin Kuralay · Klaros Yayınları · 20254 okunma