Kuruluş Devri
İran ve Roma'da da imparatorluk aynı fikir birliği meydana getirdi. İran'da Tanrılar pantheon'u erkenden fikir birliğine ulaştı. Patriarkal ve sabit cemaatçi hayatın sembolü Hürmüz ve Ehrimen ikinci dini oldu. Yeni tesirlerle beslenerek daha yayılıcı bir şekil aldığı zaman Maniheizm oldu. Bu yeni inanç bütün Yakın Doğu'da, Türkistan'dan Habeşistan'a kadar pek çok memlekette, hatta Bizans'a rağmen Balkanlarda yayıldı. Roma'da pantheon önce bütün Akdeniz tanrılarını topluyordu. Stoacılıkla hazırlanır Hristiyanlık ve Katolik kilisesi Roma'da manevi birliği tamamladı. Bir zaman Katolik olmak Latinleşmekle aynı görülüyordu.
Sayfa 126 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
İmparatorluğun İçtimai Evrimi
Esaslı hatlarıyla imparatorluğun evrimi şu safhalardan geçmiştir: 1. Merkezleşme Devri 2. İstila Devri 3. Kuruluş Devri 4. Mücadele Devri 5. Statik Devir 6. Dağılma Devri İmparatorluğun parçalanması birçok devirlerde ayrı ayrı neticeler doğurur: 1. Kuvvetli bir feodalizm doğurmuştur. 2. Yeni istilalar, yeni imparatorluklar meydana getirmiştir. 3. İmparatorluk bazen de büyük endüstri kurmuş milletlerin hükmüne girmiştir.
Sayfa 122 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Zafer ve Ötesi
19 mayıs 1919'da Samsun kıyısından başlayan yolculuk, 9 eylül 1922'de İzmir'de sona erdi. Ama bu son, bir başlangıçtı da... İstiklâl Savaşı, İzmir rıhtımlarında başladı ve orada bitti. Adına Milli Kurtuluş Hareketi denilen büyük ve çağdaş hareketin kuruluş ve inşa devri ise bu bitişten sonra başlayacaktır. Çünkü zafer, Gazi Mustafa Kemal için gaye değil, vasıtaydı.
Sayfa 495·Kitabı okudu
Onun için zafer gaye değil, vasıtaydı…
İstiklal Savaşı, İzmir rıhtımlarında başladı ve orada bitti. Adına Milli Kurtuluş Hareketi denilen büyük ve çağdaş hareketin kuruluş ve inşa devri ise bu bitişten sonra başlayacaktır. Çünkü zafer, Gazi Mustafa Kemal için gaye değil, vasıtaydı...
Sayfa 461
Alıntı
Osman Gazî döneminde tüm Anadolu Türkmen beyleri, Selçuklu sultanının bir menşûrla atadığı beyler/emîrler durumunda idiler ve onlardan hiçbiri sultan unvanını almaya cesaret edemezdi. Böyle bir hareket, meşrû hükümdara, Selçuklu sultanına ve İlhan'a karşı isyan anlamına gelirdi. Selçuklu Devleti kadrosunda, sınır bölgelerinde, Kastamonu ve Ankara'da sultanın menşûru ile atanmış "sipâh-bed" veya "sipeh-sâlâr" unvanı ile emîrler vardı. Onların emrinde sınırın en ileri kesimlerinde yerel Türkmen uc beyleri, gazâ faaliyeti gösterirlerdi. Osman Gazî bu uc beylerinden biri, Kastamonu bölgesi sipah-sâlârı olan Çoban oğullarına bağlı idi (Pachymeres). Demek ki, Osman için o zaman şöyle bir hiyerarşi mevcuttu: Osman, Kastamonu emîrine, o da Selçuklu sultanına, Sultan da İran'daki İlhan'a bağımlı idi. Siyasî otorite, bu bağımlılık zinciri içinde meşrûluk kazanırdı. Menâkibnâme geleneğinde, Osman Gazî'nin Karacahisar fethi üzerine (1288) Selçuklu sultanından bir menşûr ile resmen sancak beyliği unvanı aldığı iddia edilmiştir. Bu gerçek veya sonradan eklenmiş bir iddia olabilir. Osman oğlu Orhan Gazî'nin 761/1360 tarihli vakfiyesinde Osman Gazî, Bik (Bey) diye anılmıştır. Herhalde Osman, daha sağlığında, beylik iddiasında bulunmuş olmalıdır. Eski rivâyette, Karacahisar fethinden sonra bu bağlamda, Osman'ın devlet politikasına ait kararları üzerine ilginç bir bölüm ayrılmıştır (Aşıkpaşazâde 9. Bab). Kardeşi Gündüz ile konuşmasında Gündüz yağma akınlarına devam önerisinde bulunur. Buna karşı Osman der ki: "Bu nevâhîlerümüzü yakıp yıkıcak, bu şehrümüz kim Karacahisardur, ma'mur olmaz. Olası budur kim, komşularımız ile müdârâ dostlukların edevüz." Osman, Germiyan tarafından gelen yağma akınlarına karşı bölge Hristiyanlarını koruma görevini üstlenmiş, fetholunan yerlerde yerli
Sayfa 11 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Kutalmış Oğulları ve Anadolu Selçukluları Kuruluş Yolu
Kutalmışoğullarının Anadolu Coğrafyasında Gruplara Ayrılması ​Açıklama: Büyük Selçuklu Devleti'ne karşı potansiyel bir tehlike ve isyan odağı olabilecek Kutalmış'ın oğulları, merkezi otoritenin kontrolü elden kaçırmaması adına Anadolu'nun tek bir bölgesinde değil, farklı coğrafi alanlarında görevlendirilmişlerdir. ​Tarihçinin Anlatımı: "Kutalmış’ın dört oğlu, üç gruba ayrılarak, her grup Anadolu’nun bir bölgesinde fetihlere giriştiler. İki büyük kardeş, ayrı ayrı fethe çıkarken, iki veya belki de üç küçük kardeş bir grup teşkil etmişti." Bu taksimat sayesinde güç birliği yapıp merkezi devlete başkaldırmalarının önüne geçilmeye çalışılmıştır. SÜLEYMAN ŞAH'IN SULTAN MELİKŞAH'A (BÜYÜK HAN) SADAKATİ VE İTAAT TEZAHÜRLERİ ​Tarihçi Mehmet Altay Köymen, metinde Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu Süleyman Şah'ın, Büyük Selçuklu İmparatoru Melikşah’a karşı olan mutlak itaatini ve asgari tabilik statüsünü kanıtlayan 3 büyük hadiseyi şu şekilde aktarmaktadır: Hadise I: Halep Kuşatmasının Kaldırılması ​Açıklama: Süleyman Şah, askeri olarak üstün ve kazanabilecek durumda olmasına rağmen, Melikşah'ın hukuki otoritesine duyduğu saygıdan ötürü kendi siyasi hedeflerinden vazgeçebilmiştir. ​Tarihçinin Anlatımı: "Suriye’ye ilk inişi esnasında Halep’i kuşattığı zaman, bura hâkiminin, kendisinin Sultan Melikşah’ın vasallarından olduğunu söylemesi, vasal Anadolu Selçuklu hükümdarlarından Süleyman Şah’ın kuşatmayı kaldırması için kâfi gelmişti." Hadise II: Kardeşlerin Esareti Karşısındaki Durum ​Açıklama: Süleyman Şah'ın kardeşleri Alp Yülük ve Dolat, Suriye fatihi Atsız'a esir düştüğünde; Süleyman Şah kardeşlerini talep etmiş ancak Atsız, "imparatordan (Melikşah) emir gelinceye kadar bir şey yapamayacağını" bildirmiştir. Süleyman Şah'ın bu cevaba karşı askeri bir zorlamaya
Tarih