Kara Ozan bütün dikkati kendi üzerine çekmek için kopuz çalıyor, sonra yavaş yavaş kendisini ezgiye kaptırarak söylemeye başlıyordu:
Kırış günü gelince
Gönül şöyle hoş olur..
Söz kılıçla okundur,
Gayrı sözler boş olur.
Gönül nedir? Bir gonca...
Hayat dikendir onca.
Yaşamaya doyunca
Can, görünmez kuş olur.
Bozkurt bizim ünümüz;
Şan doludur dününüz.
Erince son günümüz
Bütün dirlik düş olur.
Kırk kişiydi çerimiz,
Düşüp kaldı yarımız
Baş koyacak yerimiz
Yağız yerle taş olur.
Kara Ozan, söz uzun...
Feryadı çok kopuzun.
Bir bir andıkça, gözün
Kanlı kanlı yaş olur...
Yemin ederim ki, yüzünü gördüğümden beri tüm dünya bir hayal, tüm dünya hileli.
Bahçe şaşırmış, hangisi yaprak
çiçek hangisi.
Kuşlar kendinden geçmiş; bilememiş hangisi tuzak
hangisi kuş yemi.
Ölüm nahoslş bir komşu gibiydi. Sizi duyup evinize konuk olabileceğinden korktuğunuz için ondan bahsetmezdiniz.
Tabi hikâyeler hariç. Zehirlenen kralların, düelloların ve eski savaşların masallarından zarar gelmezdi. Bunlar ölüme yabancı kıyafetler giydirip onu kapınızdan savardı. Bir baca yangını veya kuş palazı öksürüğü dehșet vericiydi. Fakat Gibea'nın imtihanı ya da Enfast kuşatması başkaydı. Onlar gece geç vakit karanlıkta tek başınıza yürürken mırıldandığınız dualara benziyordu. Hikâyeler sırf tedbir olsun diye bir seyyar satıcıdan yarım peniye aldığınız muskalar gibiydi.