Bir yaz, sahil gürültüsünden ırak, kuş sesli, inek sesli köye geldiğimde köylüyü sevinç içinde buldum. Tepeye bir baz istasyonu kurulmuş, köylü çok mutlu. Artık cep telefonları her yerden çekiyormuş. Eskisi gibi nereden çekecek acaba, diye deli gibi tüm köyü dolanmaya gerek kalmamış, baz istasyonunun dibindeki kahveye oturunca Almanya’yla komşuyla konuşur gibi konuşuluyormuş, ne kesilme, ne bi şey!
Zaman (malum meseledir) bazen kuş gibi uçar, bazen de solucan gibi sürüne sürüne gider ama insanın en çok hoşuna giden, zamanın çabuk mu, yavaş mı, nasıl geçtiği fark edilmeden geçip gitmesidir.
Bu yalnızlık her gün hasretini çektiğim yalnızlık değil, daha çok kimsesizlik gibi. Sanki herkes çekip gitmiş, seni beraberlerinde götürmeti de unutmuşlad.
"Tanısal Birlik ışığı yarattı, Doğan ilk gün, mutlak karanlığı aydınlattı. Boşluk, semalarda dönen disklerin yerleştirilmesi için kullanılmıştı ve bizim gezegenimiz de bunlardan biriydi. Dünyamız yassı idi ve hiçbir özelliği yoktu. Yeryüzünde hiçbir örtü yoktu, çıplaktı. Egemen olan sessizlikti. Hava akımları ile eğilecek tek bir çiçek bile olmadığı gibi zaten bir esinti de yoktu. Bu sessiz boşlukta ne bir kuş ne de sesi vardı. Sonra Tanrısal Bir'lik Her gezegene bilgiyi yaydı ve her birine değişik armağanlar verdi. Bilgelik en önce geldi. Su, atmosfer ve toprak ondan türedi. Geçici tüm yaşam formları ortaya çıktılar. Benim insanlarım, Siz Mutantların Tanrı dediğiniz varlığı tanımamakta güçlük çektiğinizi, çünkü bunun için mutlaka bir formu olması gerektiğinizi düşündüğünüzde inanırlar. Bizler için Birliğin boyutları, biçimi ya da ağırlığı yoktur. Bir'lik özdür, yaratıcılıktır, saflıktır, sevgidir, enerjidir ve sınırsızdır. Kabile masallarının birçoğunda bir Gökkuşağı Yılan'dan söz edilir ve bu mutlak barış olarak başlayan, titreşim değiştirip ses, renk ve form halini alan enerji ya da bilinç çizgisinin dokunmasını simgeler."