Şiir yazmaya özendin mi hiç o dönemde? Hiç özenmedim. Bu kadar çok okuyup böyle derinden etkilendikten sonra, ben de yazabilir miyim diye düşünmedin mi? Hayır. Tek bir dize bile yazmadım. Şiirden daha yüksek bir anlatı yok bence. Bu, şiire haddinden fazla değer vermek, kutsallık atfetmek değil. Belki özü kavramak. Şiir tuhaf bir sihir. O söyleyişin ruhunu kavradığımız anda dili de anlıyoruz. Genellemek doğru olmaz elbette ama şiir okuyan yazarların daha derinlikli bir dünya kurduklarını düşünüyorum. Bize kendimize has dili kazandıran şiir okurluğudur. Bir de şu var, ben hikaye anlatmayı seviyorum. Şiir anlatmaya imkan veren bir tür değil. Şiir kapatan bir şey. Ben açmak istiyorum, kapatmak değil.
Sayfa 129 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Yetersiz olanda, çağrıştıranda ya da aşırı yetkin olanda, insanca olanı, insan türünden olanı düşünmeyi svuşturması gereken, ürpertici bir kutsallık vardır. Sanatın embriyon halindeki bir aşaması değildir ki bu, böyle bir şey resmedilsin: sanki bu gibi imgelere tapınılan dönemde daha net konuşulamaz, daha bir açıklıkla serimlenemezmiş gibi. Aksine tam da bir şeyden korkulmaktadır: doğrudan doğruya söylemekten.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiddeti Mürekkebe Dönüştürmek
Günlüğü ve taşı yerine koydu. Sakinleşmişti, içindekilerin hepsini dökmüştü. Dehşetin hiddetini sayfalara aktarmış, geriye kararlılığı kalmıştı. Bu iyiydi. Bazen yazma eylemi kendini daha gergin hissetmesine yol açıyordu. İçinden geçeni olduğu gibi yazmadığı zamanlarda oluyordu bu. Ya da gerçeğin kör bıçağını, kestiği yerden kan çıkaracak kadar bileyecek çabayı sarf etmediği zamanlarda. Ama o akşam günlüğü sakin bir ruh hali içinde yerine koymuştu. Öfke, korku ve düş kırıklığı sayfalardaki yerini almıştı. Üzerlerine yerleştirdiği taş, o uyurken tüm duygularına içeride tutacaktı. Perdelerden birini çekerek sessiz caddeye baktı. Dalgınca dışarıyı izlerken 38’ liği çıkarıp dördünü birden gebertmeye ne kadar yaklaştığını düşündü. Kutsallık taslayan o aşağılık organizasyon komitelerinin de böylece sonu gelmiş olurdu. Onlarla işi bittiğinde çoğunluk ortadan kalkmış olacaktı.
Sayfa 780 - Altın Kitaplar Yayınevi·Kitabı okuyor
1000Kitap
tanrıların serimlenişinin yekpare ağaç kütüklerinden ve kayalardan tamamen insanileştirmeye doğru yavaş yavaş yükselen bir gelişme gösterdiğine hala inanılmaktadır: Oysaki tanrı ağaçlarda, tahta parçalarında, taşlarda, hayvanlarda tasarlandığı ve duyumsandığı sürece, onun biçimini insana benzetmekten, adeta tanrısızlıktan ürkercesine ürkülmüştür. Ancak şairler tapınının ve dinsel utancın büyüsünün dışında, insanların manevi hayal gücünü buna alıştırmak, buna hazır kılmak zorunda kalmışlardır: ama yeniden dindar ruh halleri ve anlar ağır bastığında, şairlerin bu özgürleştirici etkisi yeniden azalmış ve kutsallık eskisi gibi korkunç olanın, tekinsiz olanın, aslında tamamen insan dışı olanın yanında yer almıştır.
Marx' a göre burjuvazi, tarih boyunca fakirleri hep ezmiş olan efendi sınıfının yeniden vücuda gelmiş haliydi. Burjuva­zi göze daha insancıl görünüyor olabilirdi, ancak o medeni yüzeyi kazıdığımızda kayıtsızlık ve bencillik açığa çıkıyordu. Kapital'in ilk cildinde (1 887) Marx, işçi sınıfının dilinden bur­juvaziye sesleniyordu: "Örnek bir vatandaş, Hayvanları Ko­ruma Derneği'nin bir üyesi, tepeden tırnağa kadar kutsallık ve asaletle kuşanmış olabilirsin. Ama sen, benim gözümde, göğsünde yürek taşımayan bir yaratıktan başka bir şey değil­sin."
Evli olmanın tehlikesi içerdiği bütün o ikiyüzlülükte, insanın yaptığı şeyleri karısı ve çocukları için yaptığı iddiasındadır. Kişi dünyeviliğe ve korkaklığa batar, sonra da bunlara bir kutsallık cilası çeker. Neticede çok iyi bir insansınızdır, çünkü yaptığınız her şey karınız ve çocuklarınız adınadır. (Günlükler ve Makaleler, 1833–1855)