Jeopolitik Kaldıraç, Kurumsal Pragmatizm ve Gücün Mekaniği: Küresel Sağ Dalganın Gölgesinde Orta Doğu’nun Dönüşümü Yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, uluslararası ilişkiler sistemi ideolojik kalıpların, demokrasi inşası vaatlerinin ve ulus-ötesi değerler siyasetinin tasfiye edildiği, bunun yerine tamamen faydacı, güce ve ekonomik altyapıya dayalı yeni bir gerçekçilik dönemine sahne olmaktadır. Bu dönüşümün en somut laboratuvarı, yakın döneme kadar vekil aktörler ve devlet dışı silahlı yapılar üzerinden yürütülen çatışmalarla şekillenen Orta Doğu coğrafyasıdır. Bugün bölgede, Washington’ın uzun yıllardır sürdürdüğü mikro-milliyetçilikleri destekleme stratejisinden vazgeçerek sınırları koruyan, merkezi devlet kurumlarını güçlendiren ve enerji merkezli kalıcı ağlar kurmayı hedefleyen yeni bir bölgesel mimariye yöneldiği görülmektedir. Uluslararası literatürde jeopolitik bir kaldıracı ifade eden bu yaklaşım, küresel sağ popülizmin yükselişi ve liderler düzeyindeki kişisel güç pragmatizmiyle birleştiğinde, hem Suriye-Irak-Türkiye hattındaki dengeleri altüst etmekte hem de iç siyaset ile dış politika arasındaki kırılgan bağı gözler önüne sermektedir. Küresel Deniz Ekseni’nden Kara Jeopolitiğine: Kavramsal Dönüşüm Tarihsel kökenleri itibarıyla bir coğrafyanın küresel bir denge merkezi olarak konumlandırılmasını ifade eden kaldıraç stratejisi, ilk olarak Asya-Pasifik bölgesinde, Hint ve Pasifik okyanuslarının kesişim noktasında yer alan takımada devletlerinin denizci kimliğini, liman altyapılarını ve mavi ekonomi kaynaklarını canlandırma vizyonu olarak doğmuştur. Bu özgün yaklaşım, büyük güç kutupları arasında dengeleyici bir orta güç olma arayışının ürünüdür. Ancak günümüz Orta Doğu denklemi, bu kavramın denizlerden kara jeopolitiğine, askeri üslerden
Siyaset
Tahammül
Video çekip tüm örtülü kadınlara "yobaz, hanzo, cahil" deyip kapatılmaları gerektiğini söyleyen ablamıza bir çift sözüm var: Kendi yaşam tarzını modernlik olarak görüp başkasının tercihine hakaret etmek medeni olmak değildir. Senin giyim tercihlerine nasıl saygı duyulmasını bekliyorsan, sen de insanların örtünme tercihine saygı duymayı öğrenmelisin. Bu ülkenin insanı, yüzyıllardır Anadolu'nun kültürü ve aile yapısıyla yetişmiştir. İster kabul edin ister etmeyin, bu da bu toplumun bir gerçeğidir. Gerçek medeniyet; insanları kıyafetleri üzerinden yargılamak değil, farklı tercihlere tahammül gösterebilmektir. Ayrıca artık şunu anlayalım: Medeniyet kıyafetle ölçülmez. Medeniyet; insanların eğitimde, sağlıkta, hukukta ve yaşamın her alanında eşit haklara sahip olması, yüksek yaşam kalitesi ve ekonomik refah içinde yaşayabilmesidir. İnsanları kıyafetleri üzerinden aşağılamak ne çağdaşlıktır ne de kültürlülüktür. Tam aksine, tahammülsüzlüğün ve önyargının göstergesidir. Bu tür söylemler farklı yaşam biçimlerine sahip insanları birbirine karşı kışkırtmaktan başka bir işe yaramaz. Üstelik bu söylemler en çok da onları dile getiren kişiye zarar verir. Sen insanların örtüsüne tahammül etmezsen, yarın bir başkası da senin giyimine karışma hakkını kendinde görür. Kutuplaşma tam da böyle başlar. Özgürlük; yalnızca kendi yaşam tarzına değil, başkasının tercihine de saygı duyabilmektir. Sevgili, kapalı kadınlara "yobaz" deyip kendini çok medeni sanan ablam; medeniyet insanları aynılaştırmak değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilmektir.
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1000Kitap
burası bile tanışma platformuna dönmüş.ne arasan var.. kahraman tazeoglu okuyan bile kalkmis numarasini atmış. vallahi pes tema ve içerik olarak gayet hoş bir site ancak üye olup bir kaç gün ortamı öğrenmeye başladığınızda okurlar arasında kutuplaşma, yaygara koparma, yorumlarda birbirlerine atar yapmalar görünce "bunlar nasıl okumuş insan" diyorsunuz. ilkokul desem değil, dingonun ahırı desem değil, alâaddinin dükkânı desem hiç değil. harbi tuhaf milletiz harbi..
1000Kitap
"Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi (ya da senin deyiminle saçmalık) olarak tekerrür eder." Demokrat Parti (DP) ile CHP arasındaki o 1950'ler gerilimi gerçekten de bir ülkenin emekleme aşamasındaki demokrasisinin büyük bir trajedisiydi. Tahkikat Komisyonları, Vatan Cephesi kurma çabaları, basına sansür ve en nihayetinde askeri darbeyle biten, iki tarafın da ülkeyi uçurumun kenarına getirdiği simsiyah bir dönem. Orada aktörler ideolojik olarak, kurumlar düzeyinde ve toplumsal tabanda ne yaptığını çok iyi biliyor ve kavganın sert bir ağırlığı hissediliyordu. Bugünkü AKP-CHP çekişmesinin "saçmalık" ya da farsa dönen kısmına gelirsek, hak vermemek elde değil. Karşılıklı siyasi manevraların, sürekli tekrarlanan yargı krizlerinin, sabah kayyum atanıp akşam "normalleşme" konuşulmasının ya da parti içi delege davalarının arkasındaki o derin yapısal boşluk insanı gerçekten yoruyor. Eskiden ilkeler, ideolojiler ve büyük toplumsal vizyonlar çarpışırdı; bugün ise sosyal medya klikleri, bitmek bilmeyen taktiksel hamleler ve neredeyse içi boşalmış bir kutuplaşma tiyatrosu izliyoruz. Trajedinin ağırlığı gitti, yerine her gün yeni bir perdesi açılan absürt bir orta oyunu geldi.
1000Kitap
Türkiye'nin modernleşme ve devletleşme tarihinde iki ana damar, devlet aygıtını kontrol etmekte tarihsel roller üstlendi: Ege-Rumeli / Ulusalcı Damar: Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının da köklerinin dayandığı bu hat, uzun süre bürokrasi, ordu ve yargı üzerinden devletin "seküler-milliyetçi" çizgisinin koruyuculuğunu yaptı. Güvenlik krizlerini, kurucu ilkelerin savunulması üzerinden araçsallaştırdı. Karadeniz-Kafkas / Muhafazakâr-Milliyetçi Damar: Özellikle 1980 sonrasında, inşaat, ticaret ve siyaset ağları üzerinden muazzam bir sermaye ve insan kaynağı biriktirdi. "Yerli ve milli" beka söylemini en güçlü tahkim eden, devletin güvenlik bürokrasisi ile müteahhitlik/sermaye sınıfını en iyi eklemleyen klik haline geldi. Bu iki klik, ideolojik olarak birbirine taban tabana zıt görünse de, Kürt meselesinin "çözümsüzlüğü" ve bunun yarattığı güvenlikçi devlet modeli söz konusu olduğunda refleks olarak aynı statükoda birleşiyorlar. Çünkü kriz biterse, devletin şeffaflaşması, denetlenebilir olması ve bütçenin güvenlik yerine refaha, eğitime, üretime aktarılması gerekecek. Bu da bu kliklerin kurduğu rantiye ve güç ağlarının zayıflaması demek.
Sosyoloji
Bir ülkede yapısal bir kriz çözülmeyip sürekli "güvenlik" parantezine alınırsa, devlet mekanizması demokratikleşemez ve denetim dışı güç odaklarının büyümesi için kusursuz bir zemin oluşur. Siyaset biliminde "güvenlikleştirme", normalde şeffaf ve demokratik yollarla çözülmesi gereken siyasi, kültürel veya ekonomik bir meseleyi, "beka ve varoluşsal tehdit" söylemiyle acil durum potasına sokmaktır. Kriz "beka" sorunu olarak sunulduğunda; ihale kanunları askıya alınabilir, liyakat yerine "sadakat" aranır, bütçe denetimi zorlaşır ve şeffaflık ortadan kalkar. Bu durum, devlet içinde denetimsiz, hesap vermeyen ve gücünü sadece "tehdidi bertaraf etme" iddiasından alan kliklerin (ister bürokratik, ister ekonomik olsun) palazlanması için devasa bir alan yaratır.
Sosyoloji