8/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 185. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 15:33
Zülfü Livaneli gerek edebi kimliğiyle, gerek sesi ve şarkılarıyla sevdigim bur sanatçı.Siyasetçi kimliğiyle de köşe yazılarından takip ediyordum .1990 yılından itibaren köşe yazılarını topladığı bu kitabı görünce okumadan geçemedim.. 1990 yılından beri tüm söylemlerinde bahsettiği gibi Türkiye üç kutuba ayrılmış durumda .Siyasal Islam ,Türk Milliyetçiliği ve Kürt hareketi. Bu kutuplaşma günümüzde öyle ayyuka çıktı ki hatta ,kendi aralarında da ayrılıyorlar artık .Özellikle sol bu ülkede o kadar çok fraksiyonalara ayrıldı ki dogru düzgün muhalefet bile yapılmadı. Belki önceden bu kutuplaşmanın önüne gecilebilseydi iş buralara varmayacaktı.Ama önceden beri devler eliyle ' iti ite kırdırma ' yöntemi seçildiği için ayrışma gitgide büyüdü.. Bundan sonra nasıl toparlanılır bilmiyorum ama şunu biliyorum ki ,Osmanli döneminden beri çoğu ülkenin gözü topraklarımızda. Livaneli nin anlattığı bir anı bunu açıkça gozler önüne seriyor .2005 yılında katıldığı bir akşam yemeğinde, karanlık strateji uzmanı Henry Kissinger bir itirafta bulunmuş. "Her sabah Osmanlı haritasına büyük bir hayranlıkla bakıyorum "Neden diye sorulduğunda, Osmanli nın 500 yıla yakın Ortadogu yu nasıl yonetebildigi araştırıldigında bölgeyi Şii ,Sünni ve Kürt olarak ayrıştırdıkları görülmüş. Yani amaçları Ortadogu daki devletleri yıkıp federasyon haline getirmek.Ortadogu ülkelerinin çoğunda da bu planı gerçekleştirdiler. Asıl hedef Turkiye de de Kürt kartı kullanıldı, mezhep kartı kullanıldı..Bakalım sırada ne var ? Yalnız şuna da değinmeden geçemeyegım.Yazıları okurken arada tarihlere baktım kafami kaldırıp bu yeni mi diye ? Öyleki 30 sene önce de aynıymış, şimdi de ... Umuyorum düzelir bir şeyler bu ülkede.. Kitapla kalın dostlar... Üç Kutuplu Türkiye Zülfü Livaneli
Üç Kutuplu TürkiyeZülfü Livaneli · Livaneli Vakfı · 202667 okunma
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 140. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:00
"YAĞMUR ÇİSELİYOR" "Sen de biliyorsun, sadece bugünün meselesi değil karşı karşıya olduğumuz. Binlerce yıldır, nesilden nesile aktarılan, giderek kromozomlarımıza nakşedilmiş bir ceren ürpertisiyle yaşadı bizimkiler bu topraklarda. Hep bir yırtıcının pençesinin ya da avcının tüfeğinin ucundaydılar. Kadınıyla, yaşlısıyla, çocuğuyla bir araya gelmeleri, meseleleri birlikte çözmeye çalışmaları, işte bu ceylan olma hallerinden kaynaklanıyor." “Tarihsel gerçeklere tam bir bağlılıkla…” Osman Balcıgil okuyanlar bilir: Biyografi ve dönem romanlarının üstadıdır. Her kitabıyla yeni bilgiler edinir, hafızamızdan hiç çıkmayacak olaylara tanık oluruz. Kimi güzel, kimi üzücü… Ama şu var ki, Balcıgil okumak asla vakit kaybı değildir. Zamanınız dolu dolu geçer, üstelik her sayfada “Acaba gerçekten böyle mi oldu?” diye düşünüp durursunuz. Bir ülkenin yavaş yavaş karanlığa sürüklenişini hiç bu kadar yakından hissettiniz mi? 1970’lerin sonu… Sokaklar karışık, insanlar tedirgin, kardeş kardeşe düşman. Üniversiteler fokur fokur kaynıyor, fabrikalarda grevler, meydanlarda cenaze namazları… Ve her şeyin üzerine çöken o ağır, o boğucu “bir şeyler olacak” hissi. Yazar, bu romanında bizi yalnızca bir hikâyeye değil, Türkiye’nin en sancılı dönemlerinden birine götürüyor. Ama bunu bir tarih kitabı gibi değil, bir gerilim romanı solukluğunda yapıyor. Kitabın odağında Çorum var. Alevi-Sünni çatışmalarının kanlı bir şekilde patlak verdiği, yıllardır yan yana yaşayan komşuların bir anda birbirine düşman olduğu o karanlık günler… Yaklaşan darbenin gölgesi, sokaklara yayılan korku ve kaos… Ve tüm bunların ortasında Metin ile Ceren'in hikâyesi bir aşk gibi başlıyor. Ama satır aralarında korku, ihanet, manipülasyon, sistematik kaos ve perde arkası güçlerin oyunu var. Yazar, bu iki gencin gözünden
Edebiyat & Roman
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,107 okunma
Reklam
Puan vermedi·335 syf.··
2026 3. kitabı
Friedrich Nietzsche tarafından yazılan Böyle Söyledi Zerdüşt, insanın kendini aşma mücadelesini, sürü psikolojisini ve özgür düşünceyi anlatan güçlü bir felsefi eserdir. Nietzsche, insanların çoğunluğun düşüncelerine körü körüne uymak yerine kendi değerlerini oluşturması gerektiğini savunur. Bugünün Türkiye’sinde bu fikirler hâlâ güncelliğini korumaktadır. Sosyal medya, siyasi kutuplaşma ve toplumsal baskılar nedeniyle birçok insan kendi düşüncesini üretmek yerine ait olduğu grubun fikirlerini benimsemektedir. Kitap, bireyin kalabalığın içinde kaybolmadan kendi yolunu bulması gerektiğini hatırlatır. Özellikle gençlerin gelecek kaygısı, kimlik arayışı ve başarı baskısı yaşadığı günümüzde Zerdüşt’ün mesajı dikkat çekicidir: İnsan, kendisini sürekli geliştirmeli ve hayatına başkalarının değil kendi değerlerinin yön vermesine çalışmalıdır. Kısacası, Böyle Söyledi Zerdüşt yalnızca bir felsefe kitabı değil; modern Türkiye toplumunda bireyin özgürlüğünü, yalnızlığını ve kendini bulma mücadelesini anlamaya yardımcı olan zamansız bir eserdir.
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 13:39
" Bugün gelinen noktada, Türkiye'nin derin bir kutuplaşma yaşadığı ve duygusal olarak üçe bölündüğü açıkça görülmektedir. Ama bu geçmişe göre daha zor ve karmaşık yollardan geçmeyi gerektiriyor. Halbuki iş hiç bu noktalara gelmeyebilirdi."
Araştırma-İnceleme
Üç Kutuplu TürkiyeZülfü Livaneli · Livaneli Vakfı · 202667 okunma
TARİHSEL SOSYOLOJİ VE SİYASAL TEOLOJİ BAĞLAMINDA DİNÎ SÖYLEM
Puan vermedi
TARİHSEL SOSYOLOJİ VE SİYASAL TEOLOJİ BAĞLAMINDA DİNÎ SÖYLEMİN MEŞRUİYET ÜRETİMİ: ANTİK İMPARATORLUKLARDAN POST-SEKÜLER TÜRKİYE’YE BİR İKTİDAR ANALİZİ Din olgusu, insanlık tarihinin yalnızca metafizik ve aşkınlık eksenli bir fenomeni olarak değil; aynı zamanda siyasal egemenlik ilişkilerinin, ekonomik tahakküm biçimlerinin ve ideolojik hegemonya mekanizmalarının kurucu bileşenlerinden biri olarak değerlendirilmelidir. Tarihsel süreç içerisinde din, bireyin kutsalla kurduğu ontolojik ilişkinin ötesine taşınarak, devlet aygıtlarının meşruiyet üretiminde işlevsel bir aparat hâline dönüşmüştür. Bu bağlamda din, kimi zaman egemenliğin sembolik sermayesi, kimi zaman tahakkümün retorik zemini, kimi zaman ise ekonomik yeniden dağıtım ilişkilerinin kutsal referanslarla rasyonalize edilmesini sağlayan bir hegemonik diskur olarak tezahür etmiştir. Özellikle siyasal teoloji literatürünün işaret ettiği üzere, egemenlik ile kutsallık arasındaki ilişki tarihsel olarak birbirinden ayrıştırılamaz bir mahiyet taşımaktadır. Carl Schmitt’in “modern devlet kuramının bütün önemli kavramları dünyevileştirilmiş teolojik kavramlardır” önermesi, bu dönüşümün teorik çerçevesini sunmaktadır. Devlet, kutsalın dünyevî temsilcisi olarak kendisini aşkın bir otorite düzlemine yerleştirirken; din de siyasal iktidarın toplumsal rızayı üretme kapasitesini artıran bir ideolojik üstyapı unsuruna dönüşmektedir. Antik Yakın Doğu uygarlıklarında dinî söylem, modern dönemdeki ideolojik manipülasyon biçimlerinden farklı olarak daha çıplak bir iktidar pratiğinin metafizik çerçevesini oluşturuyordu. Yeni Asur İmparatorluğu , Ahameniş imparatorluğu ve Eski Mısır siyasal organizasyonlarında fetihlerin temel motivasyonu ekonomik artı-değerin denetimi, verimli tarım havzalarının kontrolü ve ticaret arterlerinin
Carl SchmittReinhard Mehring · Polity · 20131 okunma
Puan vermedi·224 syf.·
2026 106. kitabı
Akışkan Korku, modern insanın görünmeyen korkularla nasıl kuşatıldığını anlatan oldukça etkileyici bir kitap. Bauman burada korkunun artık eski dönemlerdeki gibi net ve somut olmadığını söylüyor. Eskiden insanlar savaş, kıtlık ya da salgın gibi belirli tehlikelerden korkarken bugün korku daha belirsiz, dağınık ve sürekli hale gelmiş durumda. İşsizlik korkusu, yalnız kalma korkusu, ekonomik güvensizlik, toplumsal dışlanma ve geleceğin belirsizliği insanların zihnini sürekli meşgul ediyor. Kitabın en güçlü tarafı, günlük hayatta hissettiğimiz ama çoğu zaman adını koyamadığımız kaygıları sade bir şekilde açıklaması. Bauman’a göre modern sistem insanı sürekli tedirgin tutuyor; çünkü güvensizlik artık geçici değil, hayatın normal bir parçası haline gelmiş durumda. İnsanlar daha özgür görünse de aynı zamanda daha yalnız ve daha kırılgan hale geliyor. Dil olarak ağır akademik bir kitap değil ama düşünmeye zorluyor. Özellikle günümüz dünyasında sosyal medya, ekonomik krizler ve toplumsal kutuplaşma düşünüldüğünde kitap hâlâ çok güncel hissettiriyor. Okurken insan bazen kendi hayatındaki kaygıları da fark ediyor. Kısacası “Akışkan Korku”, sadece korkuyu değil, modern insanın ruh halini anlatan bir kitap.
Akışkan KorkuZygmunt Bauman · Ayrıntı Yayınları · 202045 okunma
Reklam
Reklam