• Bir inilti duydum serviliklerde
    Dedim: Burada ağlayan var mı ?
    Yoksa tek başına bu kuytu yerde,
    Eski bir sevgiyi anan rüzgâr mı?

    Gözlere inerken siyah örtüler ,
    Umardım ki artık ölenler güler,
    Yoksa hayatında sevmiş ölüler ,
    Hâlâ servilerde ağlıyorlar mı ?

    [1334] / 1918 Sonbahar, Ada /
    Yeni mecmua , 3.10.1918/ İnci , 1.9. 1919]
    Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 65 - Sağlığında yayımladığı eski biçimli şiirleri
  • bütün şehri verseler, yine o sıcak yuva derim.. iki keder bir kuytu.. yine senin gözlerin.. iklimleri verseler, yazda menekşe olsam.. kozada çilli kelebek... sende kışı özlerim.. iki ada bir deniz, yine senin gözlerin..
    Şilan Avcı
  • 196 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Bu romanda yer alıp anlatılan ne varsa kuytu köşede izlemek vardı.Teknolojinin girmediği ,paranın uğramadığı ,menfaatlerin çatışmadığı ,saatin işlemediği yer.Zaman kavramınin aslında pek bi önemi sayılmamış.Düzen yok .Fakat bi o kadar doğaya ayak uyduran,karışmayan, dengeyi bozmayan, 40 hanede yaşayan insanın yaşamını idame ettiği yer .Iste bu uyum her şey bürokrat insanın oraya uygarlık getirmek isteğiyle bozuldu.Önce insanların anlam veremediğim irdelemek istememesinden fırsat bularak başladı.Ardından martı-tilki-yılan yani ekolojik dengeyi yıktı.Sonrasi ada için istediğim gibi oldu. Ateşin "sil baştan" demesiyle alevin büyüyerek yangına dönüşmesiyle her sanırım normale dönecektir Son Ada Zülfü Livaneli
  • Fotoğraf çekiminden iki gün sonra, adadaki ilk küçük şokumuzu yaşadığımızı anlatmalıyım. Hani daha önce sözünü ettiğim ağaçlık yolumuzu hatırlıyor musunuz? İki yanına ulu ağaçların sıralandığı ve bu ağaçların yukarıda birbirine girerek doğal bir gölgelik oluşturduğu, yeşil bir tünele benzeyen serin yolumuz... Öğle güneşi altında bakkaldan ya da iskeleden kan ter içinde eve dönerken bu yola girer girmez, kuytu yeşil ormanların gölgeli serinliğiyle ferahlardık. Başımızın üzerindeki gölgeliköylesine sıktı ki güneşi görmüyorduk bile. Bu doğa harikası, adadaki en büyük hazinelerimizden biriydi.
    Bir gün o yoldaki ağaçların budanmaya başladığını görme bahtsızlığını yaşadık. Başkan’ın adamları büyük bir beceriyle ağaçları buduyor, onları birer yeşil duvar oluşturacak şekilde kesip biçiyordu. Bu çevik adamların yetenekleri ve maharetleri o düzeydeydi ki ağaçlara kolaylıkla tırmanıyor, yukarıda birleşen dalları süratle kesiyorlardı. Biz olayı duyup gelene kadar ağaçların yarısı budanmıştı bile. Yola toplanmış olan zavallı adalıların şaşkın bakışları arasında iki yanımızda muntazam duvarlar oluşmaya başlamış, o doğal, kendi haline bırakılmış ağaçlar, Versailles bahçelerindeki bahçıvanların şekil verdiği yeşil heykellere dönüşmüştü. En korkuncu da artık tepemizdeki gölgeliğin kalmamış olmasıydı. Güneş doğrudan doğruya yola vuruyordu. Tahmin edebileceğiniz gibi ilk şaşkınlık anını atlatır atlatmaz adamları durdurmaya çalışmıştık ama bizim yüzümüze bile bakmıyor ve işlerine devam ederken, “Başkan’ın emri! Onunla konuşun!” diyorlardı.
  • KİTABIMIN İLK BÖLÜMÜ. ELEŞTİRİLERİNİZİ ALABİLİR MİYİM?

    Bunlar ne kızım? Dedi edebiyat hocası olan Faruk bey . Genç kız ise açıklayıcı bir ses tonuyla ''proje ödevi hocam; siz istemiştiniz'' dedi. Faruk hoca sinirlenmişti. Proje ödevinde yapılan yazım hataları ve hataların üzerinin karalanması sinirine dokunmuştu belli ki. ''Kızım başka kağıdın mı yoktu?'' dedi.sert ses tonuyla.''Kağıdının olmadığını söyleseydin, ben verirdim'' dedi.
    Kızın tavrı hala değişmemişti.sahi derdi neydi bu kızın hiç mi korkmuyordu düşük not almaktan..zaten yıllık ödevdi ve bir sınav değerinde standart sapması alınıyordu.Lakin tavrına bakılırsa umursadığı gözükmüyordu.Oysa ders notlarına önem veren bir öğrenciydi.
    ''Ödevimi anlatmamı istemeyecek misiniz ?''dedi genç kız aynı tavırla .
    Faruk hoca daha da sinirlenmişti...''Anlatacaksın da ne olacak Ada; 50 'nin üzeride not beklemiyorsun herhalde.''

    Ada ''bekliyorum hocam'' dedi sakince.Bu ne rahatlıktı böyle ,akıl alacak türden değildi;ki Ada böyle davranacak kızda değildi.
    ''Ben yine de anlatabilir miyim hocam?'' dedi...
    ''Tamam sen bilirsin; anlat bakalım. Bir şey değişmez ama..''
    ''Değişip, değişmeyeceğine ben anlattıktan sonra karar verin bence hocam..''dedi genç kız
    .......
    ''Hocam siz benden yıllık ödevi olarak hayatı anlatmamı istediniz.Bende size hayat anlatılmaz yaşanır demiştim.siz yinede ısrar etmiştiniz oysa. Bende mecburen kabul etmek zorunda kaldım ve bu proje ödevini yaptım.
    Şimdi size öncelikle o ödevde yazanların aynısını sunum şeklinde anlatmak istiyorum.''dedi.Faruk hoca bir şey anlamak istercesine bakıyordu tahtadaki sunum yapmak üzere olan öğrenciye; ve Ada, başladı sözlerine...
    ......
    Hayat:beş harf bir kelimeden oluşan bir kavram.söylenmesi de oldukça kolay...peki zor olan ne? Zor olan ne ki kısacık kelimede anlatılamayacak kadar gizler dolu .hüzün dolu,
    Acı dolu .mutluluğunda bile kırıntılar barınmakta...sahi size soruyorum hocam..neden zor?Neden anlatılamıyorda illa yaşanmak zorunda?....
    Siz benden bu kısa ama zor kelimeyi anlatmamı istediniz. Ve ben yapıp getirdiğim bu proje ödevinde yaptığım yazım hatalarını düzgün silmemi yada yeni bir kağıda geçmemi istediniz ..peki hiç düşündünüz mü hocam? Hayatın kendisi zaten bir proje ödevi değil mi?
    Evet silmedim ben o kağıttan hatalarımı çünkü hayatta yapılan hatalar silinmez ki. Ben hayat denilen bu kavramı anlatırken yaptığım yanlışları sileyim.siz silebilir misiniz hocam hayattan iyi not almak için yaptığınız yanlışları? Hayatınızı sırf bir hata yaptınız diye yırtıp bir kuytu çöpe atıpda ;yeni bir hayata başlayabilir misiniz? Yapamazsınız hocam.kimse yapamaz ve bende yapamadım.siz benden hayatı anlatmamı istediniz; biz zaten hayatın ta kendisini yaşayıp anlatıyoruz farkında değilsiniz.ve sırf hayatın yanlışlarını silemedim diye düşük bir not vereceksiniz; Eyvellah demekten başka hiç bir şey düşmez bana hocam''.dedi ve indi sahneden genç kız.Sahne derin bir sessizliğe bürünmüştü.bu sessizliği ise şiddetli bir alkış sesi bozdu. Faruk hocanın alkış sesleri .Ardında da tüm ögrenci arkadaşlarının alkış sesleri.....