sözünü tamamlamak için biraz duruyor ve sonra ekliyor, orada bekle, gelip seni alacağım, tamam mı? O zaman fark ediyorum, Hayala’nın sesi Bessie Smith’in sesine benziyor. Buğulu, derin bir ses. Gel, diyorum, gelip beni al.
Ne biçim labirent bu orda ben peşimde hep ben
Oyunun yalnız ilk sözlerini bilen bir oyuncu gibi
Sana geldim candan başka bir ışık yokken geceleri
Bu sahneye burda durmaksızın hayata başlamaktayım yeniden
O kadar kişiyle aynı anda konuşmak yorucu. Yüzlere ayrı ayrı bakmak, sesler ile yüzler arasında bağ kurmak ve her bir bağı zihnime yerleştirmek, bana geçmişte de yorucu geliyor muydu acaba?
Oturmadan önce kaldırımın iki yanına göz atıp tanıdık birinin gelip gelmediğine bakıyor. Ben tanıdığım. Görünmemek için otobüs durağındaki kalabalığa dalıyorum.