Bâd-ı Sabâ

Bâd-ı Sabâ
@lagalibeillallah
"Cümle yerde Hak nazır Göz gerektir göresi" Yunus Emre
Çünkü kalemler kaldırılmış, sahifelerin mürekkebi kurumuştur.
Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: "Allah'ı (hukukunu) koru ki O da seni korusun. Allah'ı koru ki O'nu karşında bulasın. Dileyecek olursan Allah'tan dile. Yardım isteyecek olursan Allah'tan yardım iste! Şunu bil ki bütün insanlar sana faydalı olmak için bir araya toplanacak olsalar Allah'ın senin için yazmış olduğundan başka bir şeyle fayda sağlayamazlar. Sana zarar vermek için bir araya toplanacak olsalar Allah'ın senin aleyhine yazmış olduğu bir şeyden başkasıyla zana zarar veremezler. (Çünkü) kalemler kaldırılmış, sahifeler(in mürekkebi) kurumuştur.
Fasulyeler döktü, patlıcanlar minicik minicik çıktı, kabak çiçekleri her yanda, incirler dalları bastı ama yenmeleri için çatlamaları gerekecek. Daha var yani. Her şeyin zamanı var. Çamdan kopan
İslâmda insan, hem kangal kangal kemmiyetle üstüne düştüğü ve fâni adetler boyunca nefsine devam aradığı dünya ve madde kadrosunda, hem de her ferdi yekpare bir ebediyet ve keyfiyette toplayan mâvera çerçevesinde, ölümsüzlüğün mümessilidir. İslâm, insanın yüzüne şu nurdan satırı yazdı: "Sen ölmeyeceksin!" Bekâ, yalnız Allah'ın sıfat ve hakikati olduğuna göre, ayağına fânilik zemini çekilip başına sonsuzluk tâci oturtulan insan, İslâmda, her iki tarafın hakkını gerçekleştirmeye memur Şeriat ve Tasavvuf yollarından, Allah'ın ilâhi çaptaki hediyesine nâildir. Mahlûkların en şereflisi sifatiyle ya bu hediyenin kul üstü seviyesine yükselecek, yahut yaratıkların en sefilinden de aşağıya düşecek... Ebedîlik dîvanesi insan, İslâmdan başka her görüş sisteminde lâğım faresinden daha aşağı, İslâmdaysa, sonsuzluk şevkinin pırıldattığı nur yüzüyle, en büyük kahraman. Bütün sırrı şu ölçüde bulunuz. "Allah, âlemi insan, insanı da kendi marifetine ulaşması için yarattı." m
Ahlâk Kaynağımız
Yol, en eski dünle en uzakta yakın arasında hiçbir zaman değişmedi ve değişmeyecek; kafamızla intibak zorunda olduğumuz yeni zaman ve mekân âlemine, ruhumuzla, İslâm ahlâkını taşıyacak ve aşılayacaktık. Bunu yapamadık; yapılacak olan buydu; yapılacak olan budur! İslâm ideolocyasını, ham ve kaba softanın kuru, keyfi, hikmet ve asliyetlerine aykırı naslar baltası olmaktan kurtaracak, yani İslamlığı bütün hakikatiyle anlayacak, onu saf ve mutlak bir iman, vecd ve aşk kandili halinde Türk evininin baş köşesine asacaktık. Bunu duyamadık; duyulacak olan buydu, duyulacak olan budur! Müslümanlık cevherini gübre beyinli yobazın dar ve ışıksız ruhundaki küf ve pastan ayıklayıp, tek zerresini feda etmeden millî Türk ruhunun tertemiz iptidaî maddesi halinde kullanacaktık. Bunu sezemedik, sezilecek olan buydu; sezilecek olan budur! Aklın eşya ve hâdiselere tahakküm hakkiyle ruhun iman ve ahlâk boyunduruğu içine girmek ihtiyacını, birinde dış örneği içimize, öbüründe iç örneği dışımıza tatbik ederek kaynaştıracaktık. Bunu bulamadık; bulunacak olan buydu; bulunacak olan budur!
Necip Fazıl Kısakürek