Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.
Bir gün sevgili Peygamberimiz yanındaki arkadaşlarına
-Size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?
- Memnun oluruz ey Allah'ın Peygamberi, bildir
-Allah'a ortak tanımak, ana ve babaya isyan etmek...
Sevgili Peygamberimiz bu ikisini söylerken hafifçe arkasına yaslanmış durumda idi, doğruldu,
-Dikkat edin biri de yalan söz söylemek ve yalan şahitliği yapmaktır. Dikkat edin biri de yalan söz söylemek ve yalan şahitliği yapmaktır... dedi
Efendimiz bu son cümleyi o kadar tekrarladı ki ben kendi kendime "Efendimiz artık susmayacak" dediğimi hatırlıyorum.
Olgun insan kendi sorunlarının, kendi stresinin sorumluluğunu başkasına yüklemez; sorunlarıyla yüzleşir ve etki alanı içinde yöntemler, stratejiler geliştirerek onları çözmeye yönelir.
"Birbirinizi sevin, ama aşk pranga olmasın aranızda:
Birbirinizin kadehini doldurun, ama aynı kadehten içmeyin.
Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı ekmeği yemeyin.
Birlikte şarkı söyleyip dans edin ve eğlenin ama ikiniz de tek başınıza olun,
Kalplerinizi verin ama teslim almayın birbirinizin kalbini.
Çünkü sadece hayatın avucundadır kalpleriniz.
Birlikte saf tutun ama yapışmayın birbirinize:
Çünkü tapınağın sütunları da ayrı dururlar,
Ve meşe ile selvi büyüyemez birbirinin gölgesinde."
Muhammed b. Mesleme Hz. Ali'nin yanına getirildiğinde şöyle bir açıklama yapti: Rasulullah (s.a.v) Efendimiz bana, insanlar ihtilafa düştüğünde kılıcımı çıkarıp Uhud dağına vura vura kırmamı daha sonra, evime gelip oturmamı, beni zorla tutup çıkaran olmadıkça ya da ölüm gelmedikçe bu halimi devam ettirmemi emretti.