Madeline Miller'la Akhilleus’un Şarkısı kitabıyla tanışmıştım. Ben, Kirke’yi de bu yüzden okumak istedim. Öncelikle mitoloji ile ilgili hiçbir şey bilmeseniz dahi rahatlıkla okuyabilirsiniz. (Şahsen ben çok mitoloji bilen ve seven biri değilim.) Yazarın dili oldukça sade ve akıcı. Bu yüzden kitabı bir solukta bitiriyorsunuz.
Şimdi kitabın akışı hakkında bilgiler vereceğim. Burası spoiler içerebilir
.
Oldum olası gelişen ve değişen karakterleri sevmişimdir. Bu kitapta da tanrı olmasına rağmen aslında Kirke’nin nasıl değiştiğini ve geliştiğini gözlemliyoruz. Kitabın ilk başındaki o korkak, güçsüz kız çocuğundan, Athena’yla kafa tutacak kadar güçlü olan bir cadıya dönüşüyor. Bu süreç boyunca en sevdiğim kısım, Kirke bize her ne kadar insani özellikleri üzerinden gösterilmek istense de tanrısal özellikleriyle sürekli kendini belli etmesi.
Kitabın yarısına kadar sürekli olarak sevgiyi arıyor. Tanrı olan babasından ve annesinden alamadığı sevgiyi, kardeşinde görmek istiyor. Ancak bu da olmuyor. Kitapta her şeyi Kirke’nin ağzından dinlediğimiz için ilk başlarda Aeetes bize sevimli bir küçük kardeş gibi gelse de sonlarda aslında aralarında hiç öyle bir ilişki olmadığını anlıyoruz. Kirke tam da bu dönemde bana kalırsa olgunlaşıyor. Sevgiye muhtaç olan insancıl yanı, tanrıların öyle bir sevgi beslemediği ve daha çok güç üzerine kurulu olduklarını kabul etmesiyle sonlanıyor.
Telegonos'la olan ilişkisi bence kitapta en çok konuşulması gereken konulardan biri. Ölümlülerin ölümlü olduğunu kabul etmesine rağmen Athena Telegonos'u öldürmek için geldiğinde onu vermiyor. Kirke gibi bir tanrıça için aslında ölümlü bir çocuğun bir hiç olması gerekirken Kirke başka bir çocuk doğursa bile onun Telegonos'un yerini tutmayacağını düşünüyor. Burada oldukça insancıl yaklaşıyor duruma.
İlk