Frekans tabloları Kuran'ı inceleyen Arap bilginler tarafından icat edilmiştir.
Müslüman alimler ayetlerin iniş sıralarını öğrenebilmek için her kelime ve her harfin sıklığını hesaplamış ve bazı harflerin Kuran'da diğerlerinden daha çok geçtiğini fark etmişler.
Örneğin elif ve lam harfleri, addan önce gelerek onun belirli olduğunu gösterdiğinden Arapçada en çok kullanılan harfler olarak kabul edilirler.
İbni Mes'ud (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kim Kur'an-ı Kerimden bir harf okursa onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Ben size Elif, lam, mim, bir harftir demiyorum. Bilakis elif başlı başına bir harf, lam aynen bir harf, mim de ayrıca bir harfdir."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Besmelede bulunan be harfi Allah’ın Beşir, sin harfi Semi’ , mim harfi Melik, elif harfi Allah, he harfi Hadi, lam harfi Latif, ra harfi Rezzak, ha harfi Hâkim ve nun harfi Nur adının anahtarı olarak sembolize edildi. Dolayısıyla bir işe başlarken “Bismillahirrahmanirrahim” diyen kişi tüm bu adlarla da dua etmiş olacaktır.
Rivayet ederler ki, Taklamakan diyarında vaktiyle kör bir adam yaşıyordu. Bu zavallı adam âlemin güzelliklerini, harikalarını ve mucizelerini göremediği için o kadar çok üzülüyordu ki, sonunda gönlü de gözleri gibi karardı. Kederi arttıkça arttı ve akıttığı gözyaşları dillere destan oldu. Onun kara bahtı için şairlerin düzdüğü manzumeler, musikişinaslar tarafından bestelenip, hanendelerce okuna okuna nihayet memleket sınırlarını aştı. Çok uzak ülkelerden birinde yaşlı bir sihirbaz, pazar yerinde ağlayan sızlayan bir kalabalık görünce, merak duygusuyla aralarına karıştı ve kör adamın kaderini dile getiren türkülerden birini okuyan muganniyi o da dinledi. Gönlü o kadar kabardı, hisleri o kadar coştu ki, bir yolunu bulup zavallıya görme gücü kazandırmaya karar verdi. Sarayına giderek papağanına tez zamanda uçup körü bulmasını ve ona davet mesajını iletmesini söyleyerek kuşu saldı. Papağan uçup giderek, o sırada evinin bahçesinde ağlayan körün kafasına kondu ve ona sihirbazın davetini iletti. Görme umudu canlanan zavallı da, omuzunda kendisine yolu tarif eden papağan olduğu halde, demir asa demir çarık yollara düştü ve sonunda sihirbazın sarayına vardı. Sihirbaz ona bir camgöz verdi. Adam, efsunlu sözler söylenir söylenmez bu gözle görmeye başlayacaktı, öyle ki, ok yaydan böylece bir kez fırladığında, adamın tekrar kör olmasına imkân yoktu. Adam gözü aldı ve efsunlu söz sihirbazın ağzından çıkar çıkmaz gözün gördüğü her şeyi görmeye başladı. Fakat yol yorgunu olduğu için sevincini lam anlamıyla belli edecek durumda değildi. Bu yüzden sihirbaz onu sarayında kırk gün ağırlamaya karar verdi. Gelgeldim, sihirbazın karısını görür görmez adamın aklı başından gitti. Günler ve gecelerce kadını düşündü taşındı. Sonunda sarayın hamamına gidip kadının yıkanacağı kurnanın üzerine bir
"Seni uzlete devam etmeye sevk eden şeyin nedeni tembellik, rahatlık, nefsini yüceltme arzusu veya kendini halkın ezasından koruma isteği olmamalıdır. Halkın sana çıkardığı güçlüklerden dolayı niçin kendine ruhsat veriyorsun? Hâlbuki Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Elif, Lâm, Mim. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece iman ettik demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan daha öncekilerini de imtihandan geçirmişizdir."(Ankebut/1-3)