Artık yalnız gramofon dinliyor ve düşünüyordu. Biraz önce burasını neşeye boğan misafirler, yiyip içmişler, birer ikişer başlarını alıp çekilip gitmişlerdi. Hepsinin evinde bir bekleyeni vardı. Çoluğu, çocuğu, eşi, anası, babası... Atatürk ise sadece düşünceleriyle başbaşaydı. Koca köşkte yapayalnızdı.
Çocukluğunun ilk yıllarından beri kalbine bir keder dikeni saplanmıştı ve yaşamının her anı bu dikeni yerinden çıkarmakla daha çok batırmak arasında gidip gelen bir tahterevalli oyunuydu. Tüm çocukluğu, sonrasında yaşayacağı hayal kırıklıklarına hazırlanmakla geçmişti.
Biliyorlardı ki şimdi ki yaşamları zor ve bomboştu, sıklıkla aç kalıp üşüyorlardı ve uyumadıkları zamanlarda da genellikle hep çalışıyorlardı.
Ama şüphesiz ki eski günlerde durum daha kötüydü. Buna inanmaktan hoşnuttular. Bunun yanı sıra, eski günlerde köleydiler ama artık özgürdüler ve bu büyük bir fark yaratıyordu, Squealer da buna dikkat çekmekten geri kalmıyordu.