O adi heriften gerçekten nefret ediyorum. Her ne kadar yeterince kötü biri olsa da sadece ondan değil temsil ettiği her şeyden nefret ediyorum. Her gün evden işe, işten eve gelen adam. Takım elbiseli adam. İş adamı. Daima bir konuda ağlayıp sızlar, asla tatmin olmaz. Tren gecikti, hava çok soğuk, çok yoruldum. Hepsi aynı, gelişimini tamamlamış takım elbiseli bebekler gibiler. Oyuncaklarını evrak çantalarında taşıyorlar, bisiklet yerine trene biniyorlar, annelerinin yerini eşleri alıyor, sütün yerini ise bira... Ne demek istediğimi anlıyor musun? Büyümüşler ama ayyaş çocuklar olmaktan öteye gidememişler sanki.
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
"Şu meşhur eski deyişi biliyor musun? 'Yoksulluk kapıdan girince aşk pencereden uçar.' Çoğu insan hep yanlış anlıyor. Bu, erkeğin parası bittiğinde kadının ondan ayrıldığı anlamına gelmez. Şu demek: Bir adamın parası bittiğinde... kalbini kaybeder, değersizdir. O kadar zayıflar ki gülemez bile, garip bir aşağılık kompleksine kapılır ve kadını kendinden uzaklaştıran o adam olur. Bu noktada yarı delirir ve uzaklaşana kadar itmeye, itmeye ve itmeye başlar.
Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum, bir ipte yürüyordum, ter içindeydim, onları eğlendirdikçe felaket ihtimali her an yaklaşıyordu.