Yaşamda hepimiz dört eşliyiz aslında.
Dördüncü eşimiz vücudumuz. Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım, öldüğümüzde bizi terk edecektir.
Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür.
Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.
İkinci eş, ailemiz ve dostlarımızdır. Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey, bu dünyadan gözleri yaşlı olarak bizi uğurlamak olacaktır.
Birinci eş ise ruhumuz.
Bizimle gelir... Unutmayın;
Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar.
Kazandıklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar. Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar.
Başkalarına verdiğimiz öğütler değil, bizzat uyguladıklarımız bizi insan yapar...
Beklentisiz sevemedim seni. Sevemezdim de.
Ben seninle doyasıya yaşayamadım ki.
Ben hiç seninle özgürce dolaşamadım ki sokaklarda el ele.
Bir vapurda, doğduğum şehri gösteremedim ki sana.
Sıcacık bir çayı bile paylaşamadım, ikinci bardağın ikinci yudumunu kendi bardağımdan tattıramadım sana.
Hep yalnız yaşadım sevdamı.
Senden gelene razı olduğumu söyledim hep, oldum da.
Senden gelen her gözyaşını kabullendim. O yaşlar yüreğimi kanattı ama sızlanmadım hiç. Sevdiğimdin, sevenimdin. Kalbimin sahibiydin. Sevdamın ortağıydın.
Bazen sen üzülme diye içime attım acılarımı, oysa istediğim senin yanında teselli bulmaktı. Gözyaşlarımı sen sil istedim.
Canım yandı, belli etmedim sevgili.
Bugün sana yabancıyım yüreğim...
Düşünmeden dökmek istiyorum içimdekileri.
Belki biraz kırıl istiyorum bana...
Biraz üzül...
Biraz anla...
Vazgeç istiyorum,
Hayallerden...
Kimbilir!
Belki de benden...
Saçmalamak istiyorum alabildiğine...
Bağırmak, durup dururken...
Gülmek, nedensizce...
Tersine yaşamak istiyorum hayatı...