Peki yürüme meditasyonu, geleneksel olarak oturarak yapılan muadili ile aynı çarpıcı sonuçlara ulaşabilir mi? Görünüşe bakılırsa, evet. Bir çalışma yürüme meditasyonunun depresyon ve stres semptomlarını azalttığını ve aynı zamanda fiziksel gücü, esnekliği, çevikliği ve kardiyorespirratuar dayanıklılığı (doktorların genel sağlık ve zindelik düzeyimizi belirtmek için kullandıkları bir ölçü) artırdığını gösterdi. Aynı çalışma, yürümenin genel olarak inflamasyonu ve HDL kolestrol seviyelerini önemli ölçüde azalttığını ama yalnızca yürüme meditasyonunun kortizol, LDL kolestrol, bir de inflamasyon ve depresyonla ilişkili interlökin-6 adı verilen bir proteini düşürdüğünü ortaya çıkardı. Bu arada, 2019’da yapılan başka bir araştırma da yürüme meditasyonu yapan yaşlı kadınların denge ve koordinasyon bakımından daha iyi durumda olduğunu keşfetti
Çok iyi bilindiği gibi iki tür kolesterol vardır. Biri "kötü" kolesterol (düşük yoğunluklu lipoproteine bağlı kolesterol LDL) , diğeri "iyi" kolesterol (yüksek yoğunluklu lipoproteine bağlı kolesterol-HDL) olarak adlandırılır. LDL-kolesterol, aterosikleroz tabakalarına eklenen tipteki kolesteroldür; HDL-kolesterol ise bu tabakalardan çekilen, çözülmek üzere karaciğere doğru gidecek olan kolesteroldür. Bu ayrıştırmanın sonucu olarak, kan akımınızdaki toplam kolesterol düzeyinin, aslında anlamlı bir sayı olmadığını söyleyebiliriz. Asıl önemlisi her tipten ne kadarına sahip olduğunuzu bilmenizdir.
Sayfa 98
Alıntı
Reklam
In the end, however, Krauss lost the battle to the traditionalists, who counterattacked. When Lichtenstein took over the nutrition committee chair, in 2006, she swung the AHA guidelines back in the other direction, dropping the allowable amount of saturated fat from Krauss's 10 percent, past the previous 8 percent, down to 7 percent of calories or less. This was the same tiny amount of saturated fat allowed in the NIH's most aggressive diet, Step 2, which was designed for the highest-risk, post-heart-attack patients. Now it was being recommended to men, women, and children alike. When I asked Lichtenstein whether her committee had considered Krauss's work on LDL subfractions and their implication for saturated fat, she replied that his work was "complicated" and that she "didn't have the time" to review it.
The choice to favor LDL-cholesterol over HDL-cholesterol was also probably fueled by the megabillion-dollar pharmaceutical industry, which heavily favored LDL-cholesterol as a target for therapy. Drug companies had made quite a few attempts to find a drug that raised HDL-cholesterol, but those efforts had all failed. Lowering LDL-cholesterol, however, was something they could do -very well.
Kandaki kolesterolün sadece %20-25'i yediğimiz yağlardan geliyor, gerisini, karaciğer, depoladığı şekerlerden yapıyor, hem de en zararlısını (LDL ve VLDL), yani da­marlara oturan küçük moleküllü LDL'nin kaynağı yağlar değil; şeker.
Eski mantık şuydu: Kolesterolden zengin hayvansal yağlar yenilirse kandaki kolesterol yükselir, damarları tıkayan plaklarda kolesterol olduğuna göre, demek ki yağ yemek damarları tıkar. İlk bakışta mantıklı gibi geliyor (yıllarca ben de buna inandım!) ama bu mantıkta çok önemli bir hata vardı; kandaki kolesterolün sadece %20-25'i yediğimiz yağlardan geliyor, gerisini, karaciğer, depoladığı şekerlerden yapıyor, hem de en zararlısını (LDL ve VLDL), yani damarlara oturan küçük moleküllü LDL'nin kaynağı yağlar değil; şeker.
Sayfa 56·Kitabı okudu
Reklam
Reklam