Doktor(!) diplomasını marketten almış
1/10
·384 syf.··
2025 52. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Eylül 2025 00:00
Nörolog olarak çalışan biri beyin hakkında nasıl bu kadar az bilgiye sahip olabilir. Zaten ilk bölümde ne kadar çöp ve uydurma bilgilerle dolu olduğunu fark etsem de acaba ne kadar daha kötüleşecek diye devam ettim ve tahmin ettiğim gibi gittikçe kötüleşti. LDL (kötü kolesterol)’ün aslında beyine çok iyi olduğundan, kalp rahatsızlığına sebep olmadığından ve “yanlış anlaşıldığından”, karbonhidratların hepsini beyin için ne kadar kötü olduğundan bahsederek başlıyor. 1. Beyin kolesterolünü kendi üretir, yani kandaki fazla LDL’in beyine çok faydası olamaz, ki zaten LDL’in kalp hastalıklarındaki etkisi kanıtlanmış bir şey. 2. Beyinin birinci enerji kaynağı karbonhidrat, eğer karbonhidrat az ise beta-HBA (keton) kullanarak işlevine devam etmeye çalışır. Ama “doktorun(!)” dediğine göre uzun süreli karbonhidrat eksikliğinin faydadan çok zararı var. İlk başta yeni nöron üretimine faydası olsa da uzun süreli eksiklik bir sürü işlevin daha zor bir şekilde yürütülmesine sebep olur: konsantrasyon güçlüğü, düşüncelerde yavaşlık ve dağınıklık, kısa süreli hafıza problemleri. Zaten kitap en çok bu iki konuya odaklanıyor ama yine arada farklı zararlı düşünceler var. Glütensiz beslenmenin ADHD, şizofreni, depresyon, migren, alzheimer gibi beyin kimyasından/biyolojisinden kaynaklanan hastalıklara hep iyi geleceği ve semptomları geçireceği hakkında da konuşuyor. Bu düşünce özellikle genetiğin etkisini yoka sayıyor, bunun sebebinin de yazarın ailesinde alzheimer ve bunama geçmişin olup yazarın glütensiz beslenerek bundan kaçabilecek olmasını düşünmesi. Sürekli kilolu insanları kötülemesi o kadar sinir bozucuydu ki. En korkunç cümlelerden biri “THE FATTER YOU ARE, THE SMALLER YOUR BRAIN (Ne kadar kiloluysan beynin o kadar küçük.)” Yine her şeyin kilo vermekle çözülebileceğini ve
1000Kitap
Grain BrainDavid Perlmutter · Yellow Kite · 20191,353 okunma
Müslüman Doktorlar Birleşin
6/10
·320 syf.··
2023 43. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2023 23:50
Bekir Hoca’dan Allah razı olsun, samimi müslümanlığı ve mevzu bahis edilen konularda elini taşın altına koyduğu için. Her şeyin Müslümanca yorumu gereklidir. Burdan yol alarak yaptığımız işleri teraziye koymak, doğrusunu-yanlışını göstermek ve bunu yaparken kökleri sağlam bir meselenin zemininde yapmak gerekir. Bunun ne kadar zor olduğunu bildiğim konular üzerinden örneklerle açıklamaya çalışacağım. Örnekler sağlık alanındaki uygulamalardan; İlk örnek; Gebelik döneminde ikili ve üçlü testler diye tahliller yapılır, tahlil sonuçlarına göre doğacak bebeğin engelli(!) olma durumu saptanırsa isterse doğmaya yakın dönem olsun yine de o çocuğu kürtajla aldırabilir anne. Müslüman bir ülkede ikili-üçlü test olmaz. Kadın doğum dernekleri ve kadın doğum klavuzlarını ülkemize revize eden bilir-kişiler, bu topraklarda yaşayan insan gerçeğinin farkına varacak müslümanlar olmalı. Ülkedeki tüm kurumlar seküler kesimin elinde. Bunu unutmayalım ve saçma bir rehavete kapılmayalım. İkinci örnek; yaygın bir konudan örnekleyeceğim.. CPR konusu. Kardiyopulmoner resüsitasyon yani diğer adıyla kalp masajı. Efendim bilenler bilir bilmeyenler de öğrensin; modern tıp kalbi durmuş bir insana en az 45 dk kalp masajını ve bu süreçte gerekli ilaç desteğini şart koşar. Arada farklılıklar var elbet ama işin özü 45 dakika muhabbeti. -E ne var bunda? 45 dk müdahale edin işte, dediğinizi duyar gibiyim. Bir örnekle konuyu açayım siz devam örnekler hayal edin; yoğun bakımda aylardır yatan, enfeksiyon komasında ve ilaç desteği (adrenalin, noadrenalin, dopamin) ile kalp fonksiyonları devam eden ve boğazından kurtların çıkmaya başladığı (bu kurtçukları gördük) 85 yaşında bir hastaya kalbi durduğunda, 45 dk boyunca göğüs kafesi kemiklerini kıracak ve ağzından kanlar gelecek şekilde CPR yapılır. Esasında
Tıbbın İfsadıDr. Bekir Tok · Fıtri Kitap · 2022210 okunma
Reklam
Yazarın Deyişi İle: Ne Yersen Osun
8/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2022 4. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2022 03:31
Sess kontrol ses 1 2 sess 1 2 ses kontrol.. Öhömm! Kitap, yediklerimizin vücudumuzdaki serüveni ile başlayıp bağırsak mikrobiyotamızın tahminimizin üzerindeki işlevselliği anlatılarak sonlanıyor. Kitapta birçok akademik çalışma, hastalık tanımı ve biyolojik terim mevcut. Ayrıca reklamlarda dâhi isimleri çok geçen ama basit tabiriyle ne işe yaradığını pek bilemediğimiz (gluten, LDL-HDL kolesterol, prebiyotik ve probiyotik vs. ) terimleri herkesin anlayabileceği, temel bir düzeyde anlatmış yazar. Bu sebeple bu kitaptan alınan notların ve alıntıların zaman zaman okunması gerektiğini düşünüyorum, unutmamak için. Kitap biraz davranışlarımızı değiştirmeye yönelik. Yediklerinizin mutluluğunuzdan kişiliğinize kadar size etki ettiğini öğrendiğinizde yeme alışkanlıklarınızı değiştirmek istiyorsunuz, farkındalık katıyor. Katsın da, önemli :) Bu arada benim okuma süremin 30 günü aştığına bakmayın. Bu kitapla beraber okuduğum diğer kitabı kütüphaneden almış olmam, diğer kitaba öncelik vermeme neden oldu. Yani demem o ki böyle sizi sıkan, akademik, ağır bir dili yok yazarın. Aksine konuşma havası içerisinde hatta 2 sayfada bir resimlerle süslenmiş sayfalar göreceğiniz, zevkle okuyacağınız aynı zamanda genel kültürünüzü de arttıracak akıcı bir kitap. İçerdiği şaşırtan örnekler ve tebessüm ettiren ifadelerden dolayı başta biyolojiseverler olmak üzere vücudunu ve işleyişini bir nebze olsun merak eden herkesin zevkle okuyacağını düşünüyorum. Okuyacaklara bol davranış değişikli okumalar :)) Selametle..
Mikrobiyota
Beyinde Ararken Bağırsakta BuldumSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 20178,7bin okunma
Puan vermedi·176 syf.·
2021 3. kitabı
Bu pandemi döneminde hepimiz daha çok eve kapandık, daha çok yedik, daha az hareket ettik. Ben de herkes gibi sürekli market ürünleri, hamur işleri, cips, kola gibi şeylerle beslenince ve bütün gün hareket etmeyince vücudum isyan etmeye başladı. Kendimi neredeyse hiçbir iş yapmamama rağmen çok yorgun hissetmeye başladım ve bu konu hakkında araştırmalar yaparken kitabın yazarının videolarına denk geldim, ilgimi çekti. Kitabını görünce isminden dolayı biraz önyargılıydım, çok şey vaat eden ama içi bomboş kişisel gelişim kitaplarına benziyordu. Fakat içeriğine bakınca almaya karar verdim. Size biraz kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitabın çoğunu anlatmamaya çalışacağım fakat paylaşmak istediğim şeyler de var, muhtemelen siz de farkındasınızdır ama benim gibi yeni yeni öğrenenlerin de olduğuna eminim. DÜNDEN BUGÜNE BESLENMEMİZ Modern insanın tarihine yaklaşık iki yüz bin yıldır var diyebiliriz. Bu tarihin yüzde doksan beşinde avcı-toplayıcı şekilde yaşam sürdük. Erkekler ava çıkıyor, kadınlar da çevredeki meyve sebze, ot, çekirdek vs. besinleri topluyordu(Genel kanı). Bu yaşam tarzında her zaman yiyecek bulmak mümkün olmuyor ve bolluk-kıtlık, açlık-tokluk dönemleri oluyordu. Bir av bulunduğunda bir daha ne zaman bulunacağı belli olmadığından hemen yenirdi. Vücutlarımız da bu beslenme şekline adaptasyon göstermişti. Son on bin yılda ilkel tarıma geçildi. Tarım devrimiyle birlikte son yüz elli yıldır da başta tahıllar olmak üzere gıda üretiminde müthiş bir artış oldu, gıdaya ulaşım kolaylaştı e ucuzlaştı. Toplumların beslenme alışkanlıkları da çok değişti. Bin sekiz yüzlerde başlayan Sanayi Devrimi ile tarımda makineleşme başladı ve başta tahıl olmak üzere tarımsal üretimde bir patlama yaşandı. Buna Yeşil Devrim (The Green Revolution) dendi ve Yeşil Devrim dünyanın
30 Günde 10 YılYavuz Yörükoğlu · Hayy Kitap · 20221,559 okunma
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2020 84. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2020 23:58
Canan Karatayla başlayan sağlıklı yaşam serüvenim Buğday  göbeği ile tam gaz devam ediyor :))) Buğdayın  kan şekerini ve dolayısıyla insülini hemen hemen tüm diğer besinlerden daha fazla artırdığını  biliyor muydunuz? Artık biliyoruz ve birçok hastalığa davetiye çıkarttığını da. Buğday ürünlerinin ve dolayısıyla o çok sevdiğimiz ekmeğin vücuduğumuzda birden fazla hastalığı tetiklediğine dair araştırmalar mevcut.. #tip 1 ve tip 2 diyabet #Romatoid Artrit #Serebellar ataksiya #demir eksikliği #b12 vitamini eksikliği #ekzema, sedef, akne, sebore, rosacea #şizofrenik paranoya, bipolar bozukluk, depresyon #haşimato tiroidit gibii. ##Gıda sanayinin yalanlan yüzünden. Bir besine “kalp dostu” bileşimler ekleyerek onu “kalp için sağlıklı” kek, kraker ya da ekmek diye isimlendiremezsiniz. Örneğin lifler gerçekten sağlığa yararlıdır. Oysa hiçbir “kalp dostu” bileşim buğdayın sağlığa verdiği zararı karşılayamaz. Lif ve omega 3 içeren ekmek yine de kan şekerini, glikasyonu, iç yağ stokunu, küçük LDL partikülerini, ekzorfin salgısını ve iltihaplanmayı artıracaktır. ~Buğday kendine özgü kandaki glukozu yükseltici özelliği ile sizi daha çabuk yaşlandırır. Kan şekerini ve AGE’leri artırarak cildin pörsümesi, böbreklerde işlev bozuklukları, erken bunama, ateroskleroz ve artrit gibi yaşlılık belirtilerinin daha erken ortaya çıkmasına yol açar. ~Aslında buğday, sinir sistemini olağanım etkileyen belki de tek gıdadır. Etanol gibi (en sevdiğiniz merlot ya da chardonney gibi) keyif verici maddeler dışında, buğday davranışları değiştirebilen, mutluluk veren ve yoksun kalındığında yoksunluk sendromuna yol açan az sayıda yiyecekten biridir. Ve bu etkileri, şizofreni hastalarıyla ilgili gözlemler sayesinde öğrenebildik. #Başka bir deyişle, insan vücudunda biriken yağın tümü aynı değildir.
Buğday GöbeğiWilliam Davis · Pegasus Yayınları · 2014185 okunma